100% Fest // 06-07.06.2014 / Küçükçiftlik Park

Hayatın muhtelif alanlarında, muhtelif şeylere geç kalmak benim karakterim. Benim vebam (vebalarımdan biri). İyi plan yaparım ama onlara uymak konusunda pek başarılı değilim. Planlarını günü gününe uygulayabilen, dakik insanlara hayranım. Bir de uykuyu seviyorum. Bütün bunların uykuyla da bir ilgisi olabilir. Ben uyurken hayat geçiyor, zaman akıyor, yaşlanıyorum mesela. Ama kendini akışa bırakmak da tam olarak bu değil. Akarken fonksiyonlarını çok güzel yerine getirebilirsin. Bunun için de defterler biriktiriyorum. Demir atmak için. Kırtasiyenin bütün bunlarla kesinlikle bir ilgisi var. Ne güzel darmadağın yazıyorum. Şu anda yaptığım şey tamamen klavyenin tuşlarının çıkardığı ses bitmesincilik. 

10373092_1464786153765027_184413859167654577_o

Biliyorsunuz (bu “biliyorsunuz” şart, böylece bir “komünite” olduğumuzu hissediyoruz) ayın başında Küçükçiftlik Park’ta 100% Fest‘in doğumuna tanık olduk. SoundgardenMassive AttackKaiser ChiefsTrentemøllerWild Beasts ve yerli gruplarla iyi bir kadroya sahipti festival. Yemek, içki ve tuvalet alanları iyi düzenlenmişti. Yalnız dışarı çıktıktan sonra alana tekrar girilememesi, tüm güne yayılan bir organizasyon için ziyadesiyle saçmaydı. Beni rahatsız eden bir diğer konu da, artık ne olur bitsin diye Cthulhu’ya yalvardığım sahne önü uygulaması. Türkiye’de önce ufak bir alan olarak başlayan “sahne önü”, giderek içine yüzlerce kişiyi alacak kadar genişledi ve adı da Diamond Circle, Golden Ring, Fuckyeah Area falan oldu. Büyük oranda basın ve davetlilerin bulunduğu bu alanlar çoğu zaman tam olarak dolmuyor ve müzisyenler sahneye çıktıklarında önlerinde bir grup insan, onların arkasında boş bir alan, 30 metre ilerideki bariyerlerin arkasında ise yırtınan dinleyicilerini görüyor. Belli ki bu uygulamadan vazgeçilmeyecek ama en azından o alan küçültülse de bir bilete 300-400TL veremeyecek olan, genellikle grubun müziğine sahne önündekilerden daha hakim olan dinleyicilerle müzisyenler birbirine yaklaşsa. Buradan sahne önü uygulaması olmayan tüm festivallere öpücüklerimi yolluyorum. Tatavayı kesip, 100% Fest’e nefis line-up’larla uzun ömürler dileyerek konserlere geçiyorum.

Kaiser Chiefs

10407807_1463875167189459_2109513084345391537_n

Kaiser Chiefs her zaman eğlence vaat eden, iyi bir konser grubu. 6 Haziran gecesi İstanbul’daki seyircileriyle 2. defa buluştular. Alana girdiğimde konseri yarılamışlardı. Grubun frontman’i Rick Wilson‘ın sahneden inip sahne önündeki alanın arkasındaki dinleyicilerin yanına gidişini göremedim ama konserin sonuna kadar her fırsatta öndeki coşkusuz seyirciden memnuniyetsizliğini gösterdiği mimiklerini yakaladım. Ben de o coşkusuz seyircinin parçasıydım zira konser performansları iyi olsa da, albümleri uzun zamandır radarımın dışında kalıyor. Çubuklu Kaiser Chiefs forması önünde verdikleri konser de Soundgarden öncesi aperitif gibi geliyor. 

Soundgarden

10478356_1463876367189339_5035515295004305453_n

1979712_1463877103855932_8779527130366035057_n

Seattle dörtlüsünden hayatta kalan iki gruptan biri Soundgarden (Layne Staley’siz Alice in Chains’i saymak içimden gelmiyor). Favori albümüm Superunknown‘un 20. yıldönümünde, Chris Cornell‘le Rock’n Coke’taki buluşmamızdan 7 yıl sonra, 90’ların başındaki kadrosundan bir eksikle izledik onları (Davulcu Matt Cameron Pearl Jam’le turnede olduğu için yerini Matt Chamberlain doldurmuştu). 2000 sonrasının eskimeyen sorusu “Chris Cornell’in sesi gitmiş mi ağbi?” konser gecesi de bol bol duyuldu. Cevabım: Belki biraz. 49 yaşında hala zımba gibi sahnede Chris Cornell, sesi yorgun olsa da hala sarsıcı. Jesus Christ PoseOutshinedBlack Hole SunThe Day I Tried To LiveFell On Black DaysSuperunknownSpoonman bir ağızdan söyleniyor. Kaiser Chiefs’in şikayetçi olduğu sahne önü kalabalığı, Soundgarden’ın hakkını veriyor. 

Önde olmama rağmen Cornell’in sesi bazen müzik içinde kayboluyor. Özellikle Spoonman’de. Kim Thayil‘in gitar salvoları buldozer gibi, konseri bitiren de onun gitarı oluyor. Feedback gürültüsü sönerken ne kadar alkışlasak da bis olmuyor. Setlist’lerde sona bırakılan Rusty Cage eksik kalıyor. Saat 00.05, belki de şehir içindeki ses kısıtlamasına takılıyor bis. Yanımda The Ringo Jets‘ten Lale mırıldanıyor Rusty Cage’i, teselli hediyesi. 

Konser çıkışı bir grup, Taksim yönüne giden kocaman bir kamyona otostop çekiyor. Gece rahat ve güzel. Seyyar pilavcılarda kuyruk var. 

Massive Attack

10402571_1463884183855224_2379184928897265352_n

İkinci gün sadece Massive Attack‘i izledim. Hayatıma 1998’de Mezzanine albümüyle girdiklerinden beri hep en sevdiklerimden oldular. Bu onları üçüncü izleyişimdi ama her hafta gelseler, her hafta aynı şekilde kendimden geçerim. 

Grubun albümlerinde hipnotize edici olan müziği konserde çok daha sert ve çarpıcı bir karaktere bürünüyor. İzleyiciyi avuçlarına alıp öyle yükseltiyorlar ki, her konser bitimi bir düşüş. Bunda işlerini harika yapmalarının yanı sıra, ustalıkla kullandıkları sahne tasarımlarının da etkisi var. Önünde karanlık birer figür olarak göründükleri ekranlarında politik ve sosyal mesajlar vermeyi seviyor Massive Attack. Google aramaları, çeşitli ilaçların etken maddeleri gibi bilgiler konser boyunca ekrana yansıtıldı. Grubun “buralı” şarkısı Inertia Creeps‘te ise artık alıştığımız gibi Türkçe magazin haberi manşetleri çıktı karşımıza. Serdar Ortaç, Gülben Ergen, Saba Tümer gibi isimlerin arasında bir noktada yazının rengi değişti ve Gezi Direnişi boyunca hayatını kaybedenlerin isimleri geçmeye başladı önümüzden. Büyük harflerle yazılmış “KATİLLERİ HALA DIŞARIDA” mesajı ise her gün içinde yaşadığımız ağırlığı bir kere daha hissettirdi. Gezi “insert"ünden sonra magazin haberleri biraz daha devam etti ve şarkı "Soma’dakileri unutmadık” cümlesiyle sona erdi.

Ekranda kullanılan magazin haberlerinin yarısı eskiydi, bazılarını önceki konserlerinde gördüğümü düşündüm. Hayatını kaybedenlerin ve Soma faciasının bu manşetler içine yedirilmesiyse bence iyice gömüldüğümüz şizoid ruh haline yakıştı. Bir an kahkahalarla dans ederken, iki saniye sonra acımız boğazımıza düğümlendi. Türkiye’de yaşamak tam olarak böyle bir şey. Ne mutluluklar tam, ne acılar. Haliyle insanlarda da bir tamamlanmamışlık var. 2010 yılının Massive Attack konser videolarına baktığımda ekranda YouTube’un kapatılması haberi gözüme çarptı. Dört yılda Inertia Creeps’teki ülke performansımız site kapatmalarından polisin işlediği cinayetlere yükselmiş. Kim bilir dört yıl sonra aynı şarkıda neler okuruz ekranda?

10464396_1463884003855242_1083221135105418121_n

Martina Topley-BirdHorace AndyDeborah Miller ve elbette Robert Del Naja ile Daddy G‘nin sesinden dinliyoruz şarkıları. Konserlerinde müthiş çaldıkları Mezzanine ve Karmacoma‘nın setlist’te yer almaması üzüyor ama böyle harika bir performans izleyip de şikayet etmek olmaz. Konserin doruk noktalarını yazayım dedim ama şarkılara bir bakınca, bir buçuk saatlik kesintisiz bir müzikal orgazm yaşadığımızı tekrar hatırladım. Baştan sona tüylerim diken diken izledim Massive Attack’i ve onları şimdiden özledim. 

* Fotoğrafları festivalin Facebook sayfasından aldım: 1. im photo, diğerleri Mikail Yılmaz ve Deniz Enül.

No Comments

Leave a Reply