MENÜ

Rock’n Coke 2013 // 6-7-8.09.13 / Hezarfen Havaalanı

Rock'n Coke 2013

Hayatımıza 2003’te giren Rock’n Coke, bu yıl 10. yaşını kutladı. Konser iptalleri sonucu çoğumuz müzik içinde kaybolmak ve birçok şeyden uzaklaşıp festival kasabasında yaşamak için gözlerimizi Rock’n Coke’a çevirmiştik. Kadro güzel, beklenti yüksek, saha festivale müsaitti. Bu yıl kostüm dükkanımız vesilesiyle stand sahibi olarak farklı bir açıdan da deneyimlediğim festival geriye bol fotoğraf, hafızada iyi konserler, zaman zaman konserlerin önüne geçen aksaklıklar ve ciğerde hatrı sayılır miktarda toz bıraktı.

The Ringo Jets

“Rock’n Coke başladı, hayrını görün” cümlesiyle festivali açan Büyük Ev Ablukada’nın uykulu şarkıları arasından Zero sahnesindeki The Ringo Jets’e geçtim. Cehennem sıcağına rağmen fena sayılmayacak bir kalabalık toplamışlardı. “Çiğ müzik” olarak tanımladıkları garage rock sound’ları güneşin altında cayır cayır yandı, yandırdı. Kulaklarımız rock’n roll’a doydu.

Editors

photo editors_zpsf679217d.gif

Editors’la yolumun ancak dördüncü kesişmesinde gruba hak ettiği zamanı verebildim. Ana sahnede, haziran sonu yayımlanan yeni albümleri The Weight of Your Love’ın kapak görseli önünde verdikleri konserde uzun zamandır görmediğim, gördüğüm andaysa çok özlediğimi fark ettiğim bir arkadaşımı bulmuş gibi hissettim. Editors sahnede oldukça güçlü bir grup, Tom Smith’in müziğin içine girip orada kendine yol açmasını izlemek mutluluk veriyor. Konserde bazı Editors şarkılarının derimin ne kadar altına işlemiş olduğunu görüp şaşırdım. Bir nevi aşk tazelemiş olduk grupla.

Duman

Ana sahnede gün batımı saatleri alanı doldurabilecek Türk gruplara ayrılmıştı. Her festivalde büyük yerli gruplara iyi saatler verilir elbette ama bu yaz birçok yerde headliner olan Editors’ın Duman’dan önce sahne alması bana mantıklı gelmiyor. Aynı şekilde Primal Scream’in Within Temptation’dan önce, gündüz sahneye çıkmasını da anlayamıyorum. İki isim de en azından diğer sahnelerde daha iyi saatlerde çalabilirdi gibi geliyor. 

Duman, beklendiği gibi biber gazlı, coplu şarkısı Eyvallah ile başladı konsere. Düzene giydirdikleri Özgürlüğün Ülkesi, İyi De Bana Ne gibi şarkıları art arda patlattı. Festivalde direniş sloganlarını en güçlü duyduğum dakikalardı bunlar. Grup söyleyeceklerini şarkılarla ifade etmeyi seçti, aralarda çok konuşmadılar. Her Duman konserinde olduğu gibi katılım yoğundu. 

Palma Violets

Psychedelic havalı garage rock grubu Palma Violets bu yılın başında ilk albümü 180’yi çıkardı ve arkasına güçlü bir rüzgar aldı. Eli yüzü düzgün, iyi müzik yapan bir grup Palma Violets ama fena halde benzedikleri türdeşlerinden ayrılmak için daha fazla zamana ihtiyaçları var. Zero sahnesindeki konserleri iyiydi. Onları kışın, kapalı bir salonda da izlemek isterim, bence öylesi daha keyifli olur. İkinci albümlerinde ne yapacaklarını merak ediyorum. 

Hurts

Hurts

Rock’n Coke’un önemli bir kitlede heyecan yaratan isimlerinden Hurts’le derin bir ilişkim yok. Albümlerini birkaç defa dinledim ama müzikleri beni etkilemedi. İşin performans boyutuysa başka. Sahne ve ışık tasarımı, grup üyelerinin giyimi, Theo Hutchcraft’ın özenle çalışıldığı belli hareketleri grubun arkasındaki planlama mesaisini ortaya koyuyor. Son albümlerinden Exile ve Miracle ile konsere başladıklarında Hurts’le ilgili fikrimin değişeceğini düşündüm. Seyirci şarkılara coşkuyla eşlik ediyordu ve Hutchcraft’in Dave Gahan/Mike Patton pozları iyi fotoğraf veriyordu. Çekimden sonra fotoğraf makinemi bırakıp konseri tamamlamak için sahneye geri döndüm ama görselliğin etkileyiciliği müzikle desteklenmeyince sıkıntı çabuk geldi. Hurts benim için hala iyi cilalanmış fakat içi doldurulamamış bir imaj grubu.

Basın bölümünde yaşanan bir karışıklık yüzünden Arctic Monkeys’i çekemedim, ziyadesiyle üzgünüm. Grubun Humbug’la birlikte, Josh Homme etkisiyle girdiği yolu çok başarılı buluyorum. Henüz 20’li yaşların başındayken efsane avcılığını seven İngiliz müzik basını tarafından göklere çıkarılıp, 2 albüm sonra kendini yenilemek ve 5. albümde yere daha da sağlam basıyor olmak kolay iş değil. Şarkılardan taşıp Alex Turner’ın briyantinli saçlarına kadar işleyen rock’n roll tavrı ve seksilik, grubun olgunlaşmasının yanında doğru insanlarla yan yana gelmesinin de sonucu (Seksilik ve Josh Homme etkisinden bahsettikleri The Guardian röportajı şurada). Yeni albüm AM’den Do I Wanna Know’la başlayan konserde Arctic Monkeys’in nasıl bir hit makinesi olduğunu daha iyi idrak ettim. Grubun ilk döneminden şarkılar, linkini verdiğim röportajda söyledikleri gibi fazla eskimiş olacak ki dinlerken hemen bitmelerini ve yenilerin çalınmasını istedim. Konserin başından sonuna hiç tavsamadan taş gibi çaldılar. Alex Turner’ın ukala tavırları ona çok yakışıyor. Seyirciye yan yan bakıp “Fark etmemek mümkün değil, aranızda çok hoş hanımlar var” dediğinde etraftaki kadınların yüzlerinde güller açıyordu. İşte bunlar hep rock’n roll. Sivilceli halini bildiğimiz adamlara hallenir olduk 🙁

Alternatif metal grubu Skindred benim için pazar gününün sürprizi oldu. Zero sahnesinde az bir kitleyle başladıkları konser bittiğinde alan neredeyse dolmuştu ve herkes zıplamaktan yorulmuştu. Böyle gruplar festivallerin gündüz saatlerinde ilaç gibi geliyor. Vokalist Benji Webbe, reggae etkili halay-metal şarkıları boyunca bizi anamıza küfrede ede dans ettirdi. “Bu ne biçim bağırmak motherfuckers” dedikçe sesimiz yükseldi. Zıplayın dedi, zıpladık. Soyunun dedi, soyunduk. Hasılı festivalde olduğumuzu ve yaşadığımızı fark ettik. Konserin en civcivli anlarından helikopter dansını yukarıdaki videoda görebilirsiniz. Skindred, pazarın ilk mutluluğuydu.

Primal Scream

Primal Scream

Primal Scream’le 2000’de, Roll dergisindeki “SSL HRFLR FŞSTTR” başlıklı yazıyla tanışmıştım. XTRMNTR albümlerinden Swastika Eyes’ın videosu müzik kanallarında dönüyordu ve daha önce dinlediğim hiçbir şeye benzemiyordu. Aynı albümden Kill All Hippies ve Accelerator kafayı yedirtmişti. Bu yüzden Primal Scream benim için önce vahşi bir elektronik noise grubu oldu. Psychedelic/garage tarafları sonra geldi. Arctic Monkeys’le beraber festivalin en önemli ismiydi Primal Scream. 17.30’da, Within Temptation’dan önce sahne almaları komik geliyor. Başka bir sahnede ve gece çalmaları gerektiğini düşünüyorum. Aslında konser boyunca bana hakim olan his, onları kapalı bir yerde izlemenin şart olduğuydu. Tamamı Primal Scream’e ayrılmış ve Bobby Gillespie’nin her hareketini gözümü kırpmadan izleyeceğim bir gece yaşama fikri kafamın bir köşesinde uzun müddet yanıp sönecek. 

Grubun farklı dönemlerinin özetinin çıktığı konserde bir sürü arkadaşıma rastladım, hepsinin ortak hissiyatı mutluluktu. Sanırım Rock’n Coke’ta en çok serotonin salgılatan konserdi bu. Swastika Eyes fotoğraf çekerken geldi. Şarkının sürekli beynimin içinde döndüğü lise yıllarımı hatırladım, zaman dilimleri bir filtreymişim gibi içimden geçti. Şimdi Primal Scream’in fotoğraflarını çekiyordum işte. Hayat ne tuhaf, müzik falan. Loaded, Come Together, Rocks çalındıkça neşe sel olup aktı. Gillespie kameraya ve seyirciye öpücükler yollarken içim içime sığmadı. Mutluluk be.

Jamiroquai

Jamiroquai

Festivalin sosyal medya hesapları tarafından bile Jamiryo olarak anılan (NEDEN?) Jamiroquai’nin sahnesi rengarenkti. Konserini değerlendirecek kadar dinleyicisi değilim ama kitleyi gayet coşturduğunu söyleyebilirim. Kendisi de bir dakika yerinde durmadı, bir köşeden diğerine yorulmadan koşturdu, bu arada sahne önündeki fotoğrafçıları da helak etti. Adidas sponsorluğundaki konserin tamamını izlemedim, Prodigy için biraz dinlenmem gerekti. 

Bölüm sonu canavarı Prodigy sahneye çıktığında saat 01.00’i geçmişti. Maxim “All my people here” dediğinde 2009’da pause’a basmışız da şimdi kaldığımız yerden devam ediyor gibiydik. Sahne kıpkırmızı ve karanlıktı. Setlist’te her zamankilerin yanında yeni albümleri How to Steal A Jetfighter’da olması beklenen Filler Discontent, Rock Weiler, AWOL ve New Beats gibi şarkılar da vardı. Sound’ları bana önceki konserlerinden daha sert ve karanlık geldi. Yeni albüm için sabırsızlık içinde olduklarını düşündüm. Smack My Bitch Up’taki herkesi yere çömeltip hep birlikte zıplatma numarası yine yapıldı ama bu defa daha üstünkörüydü. Hiçbir grubun konserinde (Blur dahil) Prodigy’deki kadar deli dans etmiyorum. Hele kalabalığın içinde tek başıma tepinmek ne kadar iyi geliyor anlatamam.

Stand kurma işleri yüzünden erken başlayan festival yorgunluğuna rağmen, vücudumda kalan enerjiyi son damlasına kadar harcadım. Helal-i hoş olsun elektronik punklarıma.

> Tüm festival fotoğrafları burada.

Geçerken uğrananlar, akılda kalanlar

  • Festival alanı önceki yıllara göre daha büyüktü, aktiviteler daha çeşitliydi. Özellikle Culture Zone güzel olmuştu. Devamını bekliyoruz.
  • Cumartesi Keşif Sahnesi’nde Yemen Blues’u falafel kemirirken biraz dinledim. Derinine dalmak gerek.
  • Post’un performansını merak ediyordum, kaçırdım. Umarım daha çok konser verirler de yakalarım.
  • Triggerfinger Zero Sahnesi’ni havaya uçuran gruplardandı. Birçok kişi onlarla festivalde tanıştı. Performansları kulaktan kulağa yayıldı.
  • Şehir Sahnesi’nde ara sıra gerçekten kötü cover gruplarına denk geldim. Neyse ki Kim Ki O kulaklarımı temizledi.
  • İş güç arasında Boban Markovic Orkestar’ın varlığını dahi unuttuk. Yazık oldu.
  • Zero Sahnesi’nde La Roux kalabalığı çok eğlendirdi. Saçma sapan kostümler ve şişme penguenle halay çeken geri zekalılar bizdik.
  • Rebel Moves’u özlemişim, uzaktan duymak bile iyi geldi.
  • Culture Zone’da GriZine’in serigrafi atölyesi, Nerdworking’in beyin dalgalarıyla araba yarıştırma şeyi güzeldi. Yine Nerdworking’deki Böbrek Soundsystem performansını kaçırdım, yastayım.
  • Bir öneri: Buradaki festivallerde var mı bilmiyorum ama Roskilde’de herhangi bir psikolojik rahatsızlık anında (çoğunlukla kalabalığa bağlı panik atak, anksiyete vs.) aranabilecek telefon numaraları vardı ve bunlar festival kitapçığında yazıyordu. Arandığında sanırım bir psikolog bulunduğunuz yere geliyor ve yardımcı oluyordu. Büyük kalabalıkların toplandığı organizasyonlarda böyle detaylar önem kazanıyor.

Sıkıntı var

  • Cuma sabahı festival katılımcılarının yaşamadığı ama görevlilerin, stand sahiplerinin vs. pestilini çıkaran akreditasyon kuyruğu ve nasıl ilerlediği belli olmayan sıralar gerdi. 
  • Festival başladığında da kuyruktan kurtulamadık. Alışveriş için kullanmak zorunda olduğumuz kartı almak mesele, doldurmak ayrı mesele, yemek ve içki almak ayrı meseleydi. Kuyruklar uzadıkça uzadı, sistem yavaşladı ve sonunda çalışamaz hale geldi. Cumartesi akşamı bu yüzden insanların sinirleri iyice gerildi ve bir süre içki, meşrubat, yiyecek bedava verildi. Bu kuyruk sorununun çözülememesini anlamak mümkün değil. Sziget iş birliğinden bahsediyoruz ama aslında line-up’ta yan sahnelerdeki birkaç isim dışında Rock’n Coke’la Sziget’in en benzer yanı, ciğerimize dolan tozdu. Sziget’te de kart sistemi vardı ve çok daha kalabalıktı ama ne kart için, ne yemek/içki için birkaç dakikadan fazla beklemedim.
  • Sadece Rock’n Coke’ta değil, memleketin çoğu festivalinde suyun neden bardakta verildiğini anlayamıyorum. Pet şişeyi sahneye atacak olsam su dolu bardağı da atarım, köfte de atarım, ayakkabımı da atarım. Hadi bardakta verdin, bari üstüne kapak tak. Onu da yapmıyorlar. Sonra tepemize çekim yapan helikopter iniyor, dünyanın tozu suya doluyor. Şimdilik çare termos.
  • Festivalin en kalabalık zamanlarında Turkcell’in şebekesi sürekli çöktü. Fotoğraf paylaşmayı geçtim, telefon edemedik. Diğer operatörlerde durum nedir bilmiyorum.
  • Alana cuma sabahı girip pazartesi sabaha karşı çıktığım için otopark çıkışlarında sorun yaşamadım ama cumartesi insanların saatlerce otoparktan çıkmak için beklediklerini okudum. Umarım sonraki festivalde çözülebilir bir şeydir. 
  • Basın alanında fotoğraf izinleriyle ilgili ufak tefek sorunlar yaşadım. 
  • Festivalin sosyal medya hesaplarının pek iyi yönetildiğini düşünmüyorum. Twitter’da çoğunlukla ana sahneden fotoğraflar paylaşıldı, Culture Zone’da ya da başka aktivite alanlarında ne olup bittiğini öğrenebileceğimiz bir yer yoktu. Facebook’ta da aynı şekilde. Festival kitapçığında atölyelerle ilgili bilgilerin daha detaylı olmasını isterdim. Bir de kart sisteminin çöküşü ya da otoparktaki sıkışma gibi kriz anlarında insanların soruları ve şikayetlerine cevap verilmesini. Jamiroquai’ye sürekli Jamiryo denmesi de biraz sıkıntı vericiydi açıkçası.

Son olarak, kostüm standımıza gelip at kafası soran herkesin gözlerinden öpüyorum. Bir dahakine toptancısıyla anlaşıp alana at kafası yığacağız.

No Comments

Leave a Reply