Miller Music Tour / Gün III (Miami-Chicago)

image

Pofuduk yataktan yukarıdaki manzaraya uyandım. Telaşla kalkıp eşyalarımı hazırladım. Turdaki en acayip sabah bu olsa gerek. Birkaç saat sonra uçağa bineceğiz ama nereye gideceğimiz meçhul. Los Angeles, San Francisco, New Orleans dedikoduları dönüyor. İhtimaller mutluluk verici. Uçuş kartlarımızı almak üzere tur görevlilerine gittiğimizde patlatıyorlar sürprizi: Chicago’ya gidiyoruz! Geceden beri usul usul yaklaşmakta olan yağmur bulutları içini boşaltırken ayrılıyoruz Miami’den.

image

Chicago’da ne yapacağız? Yine clubbing mi? Artık canlı bir grup dinlemenin zamanı geldi derken ibreler rock’a dönüyor, uçakta Pearl Jam çalmaya başlıyor. Tamam diyorum, bir şeyler olacak. Bu gece konser var. Uyuklayarak, çekilişlerle, yastık savaşlarıyla yiyoruz yine uçuşu. Alçalmaya başladığımızda önümde uzanan, mükemmel bir paralellikle ufka giden geniş caddeleri ve göğe yükselen gökdelenleriyle büyüleyici bir şehir. Michigan Gölü ise aslında bir deniz, büyüklüğü Marmara Denizi’nin beş katı neredeyse. Chicago Midway Havaalanı’ndan yine polis eskortuyla, yine otobüsün camlarına yapışmış vaziyette şehrin tam göbeğindeki otelimiz Sax Chicago‘ya geliyoruz. Ertesi gün için şehir turlarına yazılıyoruz ve ta ta ta taam: Hemen hazırlanmalıyız çünkü Lakeside’da gerçekleşen büyük bir müzik festivaline davetliyiz.

image

image

Birtakım kısıtlamalar nedeniyle festivalin adını veremiyorum ancak ipucu verebilirim. Virginialı büyük bir rock grubunun organize ettiği, ABD’nin dört şehrini gezen, her şehirde 3 gün süren ve her günün headliner’ının, festivale de adını veren bu grup olduğu bir organizasyon. Chicago’nun banliyösünde, biraz “tehlikeli” bulunan mahallelerine yakın, 90’ların başında kapanmış bir çelik tesisinin yerinde yapılıyor. Bölgeyi yeniden cazibe merkezi haline getirmek için planlanan Lakeside projesinin bir parçası. Chicago kadrosunda önce kaçırdığımız isimleri sayayım ki acım anlaşılsın: Ray Lamontagne, Edward Sharpe & The Magnetic Zeros, Amos Lee, Blind Pilot, Gomez ve The Flaming Lips (burada gökyüzüne doğru haykırarak ağladığımı düşünün). Kanayan yaramı Kid Cudi, Ben Folds ve (adını söyleyemeyeceğim, üç kelimeli) esas grupla sarmaya çalışıyorum. Tabii kendimi güneş kremiyle kapladıktan sonra.

image

image

image

Festival alanı çok büyük. Üç sahne, 55.000 seyirci, sayılamayacak kadar çok ve çeşitli yemek ve içki standı. Lunapark, arazi aracı test sürüşü yapabileceğiniz bir alan, fotoğraf kabinleri, her türlü merchandise standları ve elbette bacaklardan yukarı tırmanan, ayak bileklerine siyah bir halka olarak yerleşen toz.

image

image

Kid Cudi’nin seyircisi zaten heyecanlı, e adamın sahne performansı da dinamit gibi olunca kızgın güneşin altında hoplayıp zıplamak şaşırtıcı değil. Ben Folds tek kelimeyle harika. Sürekli seyirciyle konuşuyor, hiç susmuyor, özellikle klavyeyle ilgili bir sorun yaşadığında doğaçlayıp bir konser klasiği olan Rock This Bitch’e bağladığı Asshole şarkısıyla (YouTube’da “Ben Folds Impromptu Song” diye bulabilirsiniz) seyirciyi kırdı geçirdi. Şarkı söylemeyip sadece konuşsa da 2 saat dinlenir. Festivalin ana grubununsa ABD için ne kadar önemli olduğunu sahneye çıktıklarında anladım. Seyirci tamamen çıldırdı, bütün şarkılar bir ağızdan söylendi. Çığlık ve alkış hiç dinmedi. Şüphesiz, bu adamlar o toprakların kahramanı.

image

Gece otele döndüğümde yorgun ve pisim. Sorun değil, ertesi günüm boş, vaktim bol. Chicago’yu doya doya gezeceğim. İyi geceler nefes almamı sağlayan klima.

Sırada: Gün IV (Chicago)

Gün I (New York)
Gün II (New York-Miami)
Gün IV (Chicago)
Gün V (New York)

No Comments

Leave a Reply