Kurt Vile // 16.04.14 / Salon

Hikayeleri dinlemeyi anlatmaktan, hatta bazen yaşamaktan daha çok seviyorum. Kurt Vile şarkılarında hayatın karşısına çıkardığı kapılardan girmeden edemeyen, mutluluğa da, hazza da, acıya da eyvallah diyen biri var. Kendime özenle inşa ettiğim akvaryumumda başkalarının deneyimlerinden damıttığı şarkılar sayesinde paralel yaşamlar sürüyorum (zihnimde). 

Solo çıktığı Avrupa turnesinin son ayağında sınırlarını eski bir kanepe, küçük bir abajur ve bir komodinin belirlediği alanda gitarları, banjosu ve pedallarıyla; uzun saçlarının arkasına sakladığı yüzü, hafif huysuzluğu ve samimiyetiyle toprak üzerinde yürüdüğü 34 yılın kısa bir özetini geçti Kurt Vile. Bir erkek ve bir kadının birlikteliği, bir günün güzelliği, zamanın getirdiklerini kabullenme (sanki başka şansımız varmış gibi), yabancılar ve dostlar gibi basit, net, adını koyabildiğimiz şeylerden bahsediyor. Gerçeklikle arasında somut bir bağ var, bunu seviyorum çünkü benim de bir sabite ihtiyacım var. Bütün dünyanın bir ateş topuna dönüşüp cehennem içinde zombilerden kaçarak yaşamayacağımızı garantiliyor mesela Kurt Vile’ın bir öğle sonrası, kaldırım kenarında durup insanlara bakıyor olduğunu düşünmek.

Müzisyenlere şarkı adı bağırmayalı ne kadar zaman oldu hatırlamıyorum. Konserin sonuna doğru ısrarla Baby’s Arms isteyen dinleyiciye hitaben “Ben bir et parçası değilim” dedi Vile. Sertti. Kendimi birkaç dakika kızın yüzüne bakmaktan alamadım. Gücenmiş gibiydi ama hem biste gelen Baby’s Arms, hem Kurt Vile’ın konser sonunda elini sıkmasıyla gönlü alındı. Setlist’i ceketinin cebine koyup sahnenin kenarında dolaşır halde bıraktım Kurt Vile’ı. Sanki birini gözüne kestirip “Hadi abi beni bi bara götür de takılalım” diyecekti. Yanına gidip söyleyecek şey bulamadım, müzisyenlere genelde ancak teşekkür edebiliyorum. Dedim ya, hikayeleri dinlemek içlerine girmekten daha kolay.

Şimdi düşündüğümde şarkılara bölünmüş değil, yekpare bir akış olarak hatırlıyorum konseri. Hava, su ve ekmeğin yanına gitarı koymuştum eve dönerken. Bir de (sanırım herkes gibi) o arkadaki kanepeye oturamamış olsam da kadife döşemenin hayalet dokusu elime bulaşmıştı. 

* Fotoğraflar bana ait.

No Comments

Leave a Reply