Boşluktaki Ses: Halls

image

20’li yaşların başında herkes şair olur, dedi bir akadaşım Halls‘u dinlerken. Güney Londralı müzisyen Sam Howard‘ın yaptığına pekala şiir denebilirPiyano, klavye, bilgisayar ve vokaliyle kendine seçtiği isim gibi salonlar yaratıyor Howard. Yüksek tavanlı, geniş, sesin duvarlara çarpa çarpa uzun süre seyahat ettiği salonlar. Kubbeler ve sütunlar, yankılar, boşluklar. 2011’in başında yayınlanan Halls EP ve geçtiğimiz yıl çıkan ilk albüm Ark, bu yıl 22 yaşına basacak müzisyeni gelecek vaat eden bir yetenek olarak hafızalara işledi. Ambient – neoklasik arasında konumlanan eserlerde yalnızlık var ama bu kalabalık potansiyelini içinde barındıran bir yalnızlık. Sentetikle organiğin el ele yürüdüğü şarkılar kalp gibi atıyor. Her an her şeyin değişebileceği ihtimali hissediliyor.

Sam Howard’ın inşa ettiği ses yapılarında, piyanonun basılan tuşları kadar basılmayanların da payı var. Basılmayan tuşların, kullanılmayan efektlerin, gırtlaktan çıkmayan nefeslerin potansiyel enerjisi de müziğin bir parçası. Karanlık ve depresif gibi tınladığı anlarda, birden neşelenecekmiş gibi. Sessizleşip duyulmaz olduğunda, aniden yükselecekmiş gibi. Halls, dinleyeni sürekli değişen hisler ve beklentiler içinde ayık tutan, sürükleyici bir müzik yapıyor ve herkese dinlerken kendi hikayesini oluşturma fırsatı veriyor. Müziğin çok kişiselken bile anlaşılabilir olabilmesine bayılıyorum. 

Kilise orgundan davul makinesine, kullandığı her enstrümana kan ve duygu verebilen tek kişilik Halls, konserlerde çok yönlü müzisyenler Oliver Goulden, Patrick Ghirardello ve davulcu Ian Jenkins‘in katılımıyla dört kişilik bir gruba dönüşüyor. Sam Howard başkanlığında dört kişilik şiir icra ekibi. Tanışmak için ilk albüm Ark, aşağıda.

No Comments

Leave a Reply