Finlandiya Güneşi pt.3: Denizler Üstünde 20000 Fersah

Saat 09:00, koğuş kalk! Kahvaltı yap! Duşunu al, RIB boat’la safari için iskelede hazır ol, Pekka’nın tepesinin tasını attırma! Marş marş! RIB boat nedir? Şişme, çoğunlukla kurtarma botu olarak kullanılan, son derece güvenli, su üzerinde saatte 120 km hız yapabilen bir araç. Hedef, Baltık Denizi’ndeki binlerce adadan birkaçı arasında dolanmak, biraz hız yapmak, Finlandiya’nın dingin doğası içinde adrenalin kovalamak.

image

İstanbul’un sıcağından sonra Helsinki serin bir cennet. Botta iyice serinleriz, biraz su falan da fışkırır üstümüze başımıza, kendimize geliriz diye düşünürken hiç de öyle muza biner gibi binilmediğini anlıyoruz. İş ciddi. Önce mont giyilecek, sonra balıkçı giysisi gibi, su geçirmez bir tulum. Üzerine yine su geçirmez başka bir mont. Kafaya bere, son olarak da kayak gözlüğü benzeri bir gözlük. Koltuklara oturup sıkı tutunulacak, hareket esnasında ayağa kalkmak yok. Bir sebepten botu durdurmak istersek el kaldıracağız. Bunca ayrıntı ve önlemden sonra hafif hafif tırsmaya başlayıp kendimi sağlama almak için yüce bir dağ olan Pekka’nın arkasına oturuyorum. Tur boyunca ne rüzgar ne bir şey, diğerlerinin yanakları dalgalanırken ben atlı karıncada gibiyim.

image

image

Su içinde kalacağız diye yanıma fotoğraf makinemi almadığımdan yolun geri kalanına kelimelerle devam edeceğiz (bu arada geziden fotoğrafları önümüzdeki haftalarda güzel bir partide görme şansımız olacak). Botla bir hızlanıp bir yavaşlayarak ilerledikçe karşımıza irili ufaklı adalar çıkıyor. Kiminin üzerinde 20 hane yaşıyor, kiminde sadece bir deniz feneri var. Çok yoğun bir yeşilin kıyısında, parlak yosun rengi denize eğilmiş su içen kırmızı, sevimli hayvanlar gibi evler. Her birinin yanında kayıkhaneleri var. Küçük adalar çoğunlukla yazlık olarak kullanılıyor, kışın üzerlerinde sadece birkaç hane kalıyor. Kış döneminde gaz ve diğer ihtiyaçlar haftada bir adalara giden teknelerden karşılanıyor.

Pirtissaari adasında bir koya giriyoruz, dünya üzerindeki cennet burası olsa gerek. 1919 – 1932 yılları arasında Finlandiya’da uygulanan içki yasağı yüzünden balıkçı tekneleri Baltık Denizi’ne açılır, açıklara demirleyen gemilerden içki alırmış. Söylenene göre o dönemde adada yaşayan bütün balıkçı tekneleri polis tarafından içki kaçakçılığı nedeniyle bağlanmış, koyda teknelerden su dahi görünmüyormuş. Bu hikayeden sonra Pekka ve kaptanımız, Finlerin içki içmeden yaşayamayacağını üzerine basa basa tekrar ediyor.

image

Zaten gördüğüm manzaraların güzelliğinden başım dönmüş, Orta Dünya’da mıyım, Viking diyarında mıyım bilmiyorum. Sadece orada olduğum için mutluyum. Hiç gitmediğim kadar kuzeyde, güneşin altında gümüş gibi parlayan suları yararak, hayatımda gördüğüm en canlı yeşiller arasında geziniyor olmaktan mutluyum. Durgun su üzerinde keyfince gidip gelen bir helikopter böceği de muhtemelen böyle hissediyordur diye düşünüyorum.

İstemeye istemeye dönüyoruz iskeleye. Daha bir tamamlanmış, daha bir Fin hissediyorum. Sırada: Çabucak Helsinki turu, akşam yemeği, bar gezmesi. Gece kaçta biter (ya da biter mi?) meçhul.

* Fotoğraflar: Deniz Koşan ve PinkFreud

Finlandiya Güneşi pt.1: İnsanın Ömrü Uzar
Finlandiya Güneşi pt.2: Geldim, Yedim, İçtim
Finlandiya Güneşi pt.4: Helsinki’de Gece

No Comments

Leave a Reply