Bir gün Almanca öğrenirsem, sebeplerinden biri bu adamlar olacak. Konserlerde şu çıldırma anını yaşamak çok güzel. Tabii her konserde olmuyor, olamaz. Türle de alakalı biraz. Bu kafaya ulaşmak gerekiyor önce, bir hazırlık aşaması var yani, hem müzisyen hem izleyici için. Bazen konser sırasında bir gerilim birikir, hissedersin bir şeyin geldiğini. Post rock konserleri elbette bu bakımdan coşuyor ama örneğin bir Emiliana Torrini konserinde de yaşanabiliyor o doruk.

2001’deki Nick Cave And The Bad Seeds konseriyle 2005’teki Sonic Youth konserini çok önemsiyorum bu bakımdan. Sonic Youth’un özellikle son yarım saatte yaşadığı/yaşattığı gürültü manyaklığı, Thurston Moore’un gitarlara eziyeti, kendilerinden sonraki (başta Nirvana olmak üzere) grupları nasıl etkilediklerini çok net ortaya koydu benim için. Bunlar müzisyenle izleyiciyi en çok yaklaştıran anlar, gürültü aracılığıyla iletişim. Zevk.

No Comments

Leave a Reply