<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0"><channel><atom:link rel="hub" href="http://tumblr.superfeedr.com/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"/><description>Manyetik Bant her pazar 21:00’da 94.9 Açık Radyo‘da. Listeler program günlüğünde.
Kontak: manyetikbant@gmail.com
Yazılar e-mail’ime gelsin


Manyetik Bant #83 (27.05.2012) by Manyetikbant on  Mixcloud</description><title>Manyetik Bant</title><generator>Tumblr (3.0; @manyetikbant)</generator><link>http://manyetikbant.me/</link><item><title>Yüzen Mahalle: Celebrity Equinox
Koca uçakların uçması yeteri...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o10_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o11_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o12_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o13_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o14_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o15_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o16_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o17_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o18_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;img src="http://25.media.tumblr.com/tumblr_m4ssuvFn9D1qax128o19_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;h2&gt;Yüzen Mahalle: Celebrity Equinox&lt;/h2&gt;
&lt;p&gt;Koca uçakların uçması yeteri kadar tuhaf değilmiş gibi, yüz bin tonluk cruise gemileri de suyun üzerinde duruyor (şahitler var). Tophane’den Karaköy’e sıralanan bu yüzen apartmanların içini hep merak etmişimdir. Havuzuydu, kuaförüydü, restoranıydı, spor salonuydu derken birer mahalle gibi olan bu gemilerin içinde binlerce yolcu ve personel, suların üzerinde oradan oraya gidiyor. Fiyord görüyor, ada görüyor, yunus sürüsü görüyor, her gün başka şehre açıyor gözünü. Seyahatin her türlüsü güzel de, deniz seyahatinin başka bir keyfi olsa gerek.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Geçen hafta Celebrity Cruises’ın &lt;a href="http://www.royalcaribbean.com.tr/gemiler/celebrityequinox.asp" target="_blank"&gt;Celebrity Equinox&lt;/a&gt; gemisini gezme fırsatım oldu. 315 metrelik, 16 katlı gemi gez gez bitmiyor. İçinde farklı konseptlere sahip restoranlar, mini golf bile oynanabilen çim ekili bir alan, kütüphane, casino, gece kulübü, sinema salonu… ne ararsan var. Geminin her yerinde karşınıza bir sanat eseri çıkabiliyor ve bunlar açık artırmayla satılıyor. 7 günlük bir seyahatte her dakikanızı dolu geçirmeniz mümkün yani. Gerçi bütün gün güverteden denize bakmak da yeterli olurdu benim için.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Cruise gemileriyle seyahat etmek ucuz bir şey değil, ancak gezi paketinizi aylar, hatta bir yıl öncesinden satın aldığınızda %50’ye varan indirimler elde edilebiliyormuş. Açıkçası şu anda Asmalımescit’in denizli versiyonu olan tatil beldelerimizden çok daha çekici geliyor gemiyle fiyord gezmek. Tek seçenek fiyordlar değil elbette, bunun Akdeniz’i, Uzak Doğu’su, Amerika’sı var ama benim aklım hep fiyordlara gidiyor. Belki seneye gözümü karartıp binerim bu yüzen mahallelerden birine.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/24053392002</link><guid>http://manyetikbant.me/post/24053392002</guid><pubDate>Wed, 30 May 2012 10:48:00 +0300</pubDate><category>celebrity equinox</category><category>celebrity cruises</category><category>royal caribbean türkiye</category><category>cruise</category><category>urbanizer</category><category>seyahat</category></item><item><title>Best Coast // The Only Place (Mexican Summer, 2012)</title><description>&lt;p&gt;&lt;img src="http://i128.photobucket.com/albums/p180/manyetikbant/artworks-000020509437-9aywdz-original.jpg" width="620"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yaşadıklarınızla ne yapıyorsunuz? Yani, onlarla bir şey yapıyor musunuz yoksa başınızdan geçip giderlerken işinize mi bakıyorsunuz? Bazıları yaşadıklarını kolay bırakamıyor. İyi ya da kötü, onları alıp bir şeye dönüştürüyor. Okunabilen, dinlenebilen, bakılabilen bir şeye. Bu iyi, çünkü o zaman kötü de olsa yaşananlar, bir amaca hizmet ediyor. Unutulmaları ya da bastırılmaları da gerekmiyor. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Best Coast&lt;/strong&gt;&amp;#8216;un söz yazarı &lt;strong&gt;Bethany Cosentino&lt;/strong&gt;&amp;#8216;nun da böyle biri olduğu şarkılarından belli. Grubun ilk albümü &lt;strong&gt;Crazy For You&lt;/strong&gt;&amp;#8216;da beni çeken, şarkıların basitlik ve netliğiydi. Şuna benziyorlardı: &amp;#8220;Alta süreğen bir ritim gitar döşe, arada ufak melodilerle renklendir, davul çok öne çıkmadan eşlik etsin, biraz da efekt. Hah, şimdi üzerine içini boşalt.&amp;#8221; Bu formül &lt;strong&gt;The Only Place&lt;/strong&gt;&amp;#8216;te de devam ediyor. Yalnız vokaller daha berraklaşmış. Cosentino, bunu ilk albümde kendine güvenemeyip sesini efektlerin altına gömmek istemesine, şimdiyse saklanmaya ihtiyaç duymamasına bağlıyor. California&amp;#8217;ya bir aşk ilanı olan The Only Place&amp;#8217;le açılan albüm, alıştığımız temalarla ilerliyor. Başlayan/biten ilişkiler, kendin olmaya devam edebilmek ve hayatını buna izin veren biriyle sürdürebilmek; evle, okyanusla bağlar, asgari mutluluk için gerekli koşullar, temenniler&amp;#8230; Lafı dolandırmayan şarkı sözleri, her gün kafamda taşıdığım düşüncelerden pek farklı değil. Belki de bu yüzden şarkılar hemen dilime dolanıyor, albümü tekrar tekrar dinlemek istiyorum. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Last Year&lt;/strong&gt;&amp;#8216;da &amp;#8220;Bir gün bu bitecek ve başka bir şarkı yazmam gerekecek&amp;#8221; diyor Cosentino. Şarkılar, hayatın geri dönüştürülmüş halleri. Best Coast bu dönüşümü doğallık ve tatlılıkla kotarıyor. Dinleyicisini de böyle yakalıyor. &amp;#8220;Annem haklıymış. Ölmek istemiyorum, hayatımı yaşamak istiyorum&amp;#8221; derken de, &amp;#8220;Seni istiyorum, çünkü onların istediği gibi olmamı istemiyorsun, ben de onların istediği gibi olmak istemiyorum&amp;#8221; derken de (ki bu birini sevmek için yeterli bir sebep) samimi ve ikna edici. Birçok Best Coast şarkısının sonunda &amp;#8220;bence de&amp;#8221; diye düşündüğümü fark ettim.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Albüm fazla iniş çıkış olmadan, düz bir çizgide ilerliyor ve yazın geldiğini sokaktaki nem kokusundan anladığım bu günlerde basitliği ve gerçekliğiyle iyi geliyor. Yan yana evler boyunca devam eden beton kaldırımlar çoğu zaman göze sıkıcı görünür ama orada oturup, yere düşürdüğün dondurma parçalarını taşıyan karıncaları izlemek zevklidir. Basittir. Gündeliktir. The Only Place&amp;#8217;in de böyle bir havası var.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/23604067613</link><guid>http://manyetikbant.me/post/23604067613</guid><pubDate>Wed, 23 May 2012 14:25:00 +0300</pubDate><category>best coast</category><category>the only place</category><category>mexican summer</category><category>bethany cosentino</category><category>bobb bruno</category><category>lo-fi</category></item><item><title>Yetenekli Bay Albarn [feat. Mayıs]</title><description>&lt;p&gt;&lt;img src="http://i128.photobucket.com/albums/p180/manyetikbant/Damon_Albarn1-1024x684.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;2000’lerin en üretken müzisyenlerinden &lt;strong&gt;Damon Albarn&lt;/strong&gt;, kısa süre önce verdiği bir röportajda Gorillaz’ın sona erdiğini, Blur’ün de büyük ihtimalle Ağustos’taki Londra Olimpiyatları kapanış töreninden sonra konser vermeyeceğini ilan etti. 13’i dinlediğim günden beri grubu canlı izlemenin hayalini kurarken, umutlarımı şimdilik o “büyük ihtimal”in gölgesinde kalan küçük alana ekip, dikkatimi Bay Albarn’ın halihazırda devam etmekte olan projelerine yöneltmek düştü bana da.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Rocket Juice &amp;amp; The Moon&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Mika Kaurismäki&lt;/strong&gt;’nin Güney Afrikalı şarkıcı ve aktivist &lt;strong&gt;Miriam Makeba&lt;/strong&gt;’nın hayatını anlatan “&lt;strong&gt;Mama Africa&lt;/strong&gt;” belgeselinde, yıllarca Avrupa ve ABD’de yaşadıktan sonra konser vermek üzere Afrika’ya dönen müzisyenler, kıtayı öyle canlı ve yoğun hislerle anlatır ki burnunuza o sömürülüp tekmelenmiş kara parçasının kokusu gelir. Burada bir şey anlatmanın en kısa yolu şarkı söylemektir. Albarn da 2000’de Oxfam ile birlikte yaptığı Mali seyahatinden sonra, Afrika Ana’nın sütüyle beslenmiş bir adamdır artık. Malili müzisyenlerle kaydettiği Mali Music’ten itibaren yaptığı her şeyde Afrika’nın izleri bulunur. Zaten Justine Frischmann ayrılığından Afrika’da yaşadığı deneyime kadar başından geçen her şeyi müziğine aktarma konusunda cömert olmasıdır Damon Albarn’ın sahiciliğini sağlayan.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Albarn’ın Afrobeat üstadı davulcu &lt;strong&gt;Tony Allen&lt;/strong&gt;’a hayranlığı malum. Londra’ya bir aşk ilanı olan The Good, The Bad &amp;amp; The Queen’den sonra Albarn ve Allen, bu defa yanlarına Red Hot Chili Peppers’tan &lt;strong&gt;Flea&lt;/strong&gt;’yi de alarak Rocket Juice &amp;amp; The Moon mahlasıyla bizi Afrika funk’ına bandırıyor. Grupla aynı adı taşıyan albümde &lt;strong&gt;Erykah Badu&lt;/strong&gt;’dan Ganalı rapçi &lt;strong&gt;M.anifest&lt;/strong&gt;’e birçok isim üçlünün roketine konuk olmuş. Bir saatlik albümde dinleyeni transa sokan güçlü ritimlerle, sıcak öğle sonralarının rehavetini hatırlatan şarkılar el ele döne döne ruhu toza toprağa buluyor. Şarkılar bir araya geldiğinde sanki kocaman bir sofra oluşturuyor. Herkesin kendi evreninde devindiği ama yine de süregiden bir muhabbetin içinde yer aldığı, müzikal bir sofra.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Dr Dee&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Damon Albarn’ın evi İngiltere’yle de güçlü bir duygusal bağı var. This Is A Low gibi Blur şarkılarında yağmurlu bir “blues” hali olarak tezahür eden bu bağ, I. Elizabeth’in sırdaşı, matematikçi ve simyacı olduğu iddia edilen &lt;strong&gt;John Dee&lt;/strong&gt;’nin hikayesini anlattığı opera Dr Dee’nin de dayanaklarından biri. Geçtiğimiz Temmuz’da Manchester International Festival’da sahnelenen operanın müzikleri bu ay dinleyiciyle buluşuyor. Dr Dee projesinde hedefini “Geçmişle ilgili şarkılar söyleyip, şimdiki zamanda hissetmek” olarak belirleyen Damon Albarn, albümün ilk videosu &lt;strong&gt;The Marvelous Dream&lt;/strong&gt;’le istediğini başarmış. 16. yüzyılda yaşamış bir adamın iç sesine, 2012′de alelade bir caddede arabalar arasından yolunu buldurmuş.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yetenekli Bay Albarn, daha önce ayak basmadığı toprakları keşfetmeye, özgürleşmeye ve müziğini özgürleştirmeye devam ediyor. Buna tanık olmanın keyfi de yabana atılacak gibi değil.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/23483511020</link><guid>http://manyetikbant.me/post/23483511020</guid><pubDate>Mon, 21 May 2012 19:04:32 +0300</pubDate><category>damon albarn</category><category>dr dee</category><category>rocket juice &amp;amp; the moon</category><category>tony allen</category><category>flea</category><category>feat.</category><category>featmag</category></item><item><title>J. Mascis'in Gençlik Aşkı: Heavy Blanket</title><description>&lt;p&gt;&lt;img height="521" src="http://i128.photobucket.com/albums/p180/manyetikbant/heavy-blanket_jpg_630x1458_q85.jpg" width="630"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bir arkadaşım var, yorgancılara çok özenir. İşinin içinde uyuyabilen insana özenmek mantıklı. Eski yorganlar ağırdır. Üzerine örttüğünde önce ezilirsin, birkaç dakika sonra terlemeye başlarsın. Sonra kemiklerin ağırlığa alışır, bir güzel uyursun ki yalnız olduğun bile aklına gelmez. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Dinosaur Jr. gitaristi &lt;strong&gt;J Mascis&lt;/strong&gt;, gitarına gem vurmayı sevmeyenlerden. Vahşi atlar gibi koşturan Heavy Blanket şarkılarının kaosuna alıştıktan sonra onlara sarılmak mümkün. Heavy Blanket&amp;#8217;in hikayesi çok acayip. Mascis 1984&amp;#8217;te yeni bir şeyler yapmak için liseden tanıdığı &lt;strong&gt;Johnny Pancake&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Pete Cougar&lt;/strong&gt;&amp;#8216;la bir araya geliyor. Bunlar, lisede tubayla ot içtikleri için bandodan atılmış çocuklar. Birlikte gürleyen, yumruklarını sallayan, ayaklarını yere vuran 6 şarkı kaydediyorlar. Derken Johnny yüzmeye gittiği eski bir madende başını vurarak beyin sarsıntısı geçiriyor ve her şeyi bırakıp inzivaya çekiliyor, saklanıyor. Pete çalışmak için eyalet dışındaki amcasının yanına taşınıyor. Sonrasında faturada sahtecilikten hapis yatıyor. Bağlar kopuyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;2011 kışında J Mascis, Johnny ile karşılaşıyor. Johnny grubu canlandırmaya hevesli. Hapishane kayıtlarında yapılan bir araştırmayla Pete bulunuyor ve Heavy Blanket&amp;#8217;in 1984&amp;#8217;te kaydettiği bir demo kasetle üçlü yeniden provalara başlıyor. Bu ayın başında da 1984 doğumlu o 6 şarkı, ilk Heavy Blanket albümü olarak yayınlanıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Albüm ağır, sert, bazen zorlayıcı. Rehber edinilecek melodiler yok, tutunacak söz yok, o yüzden kaosa alışmak gerekiyor. Kulağa tam olarak ne yapacağını bilememe ama bir şey yapmadan da duramama halinin sese aktarımı gibi geliyor. Şarkıların 28 yıl önce yazılmış hallerine sadık kalındığı düşünüldüğünde bu, az çok tanıdığın bir arkadaşının çocukluk fotoğraflarında, onun dönüşeceği kişiye dair ipuçları aramaya benziyor. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Heavy Blanket, üç kişinin sözlerine sadık kalma çabasını belgeliyor ve insanı o kaçınılmaz &amp;#8220;ağır bir battaniye gibi&amp;#8221; cümleciğini kullanmaya mecbur bırakıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;iframe frameborder="no" height="166" scrolling="no" src="http://w.soundcloud.com/player/?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F41118764&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;show_artwork=false&amp;amp;color=ff7700" width="100%"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/23349661813</link><guid>http://manyetikbant.me/post/23349661813</guid><pubDate>Sat, 19 May 2012 17:28:49 +0300</pubDate><category>heavy blanket</category><category>j mascis</category><category>johnny pancake</category><category>pete cougar</category><category>rock</category></item><item><title>Milk Maid - Back Of Your Knees (Yucca, 2011)
Vapurların kıçı...</title><description>&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://assets.tumblr.com/swf/audio_player_black.swf?audio_file=http://www.tumblr.com/audio_file/23292877821/tumblr_m485u65tV71qax128&amp;color=FFFFFF" height="27" width="207" quality="best" wmode="opaque"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Milk Maid - Back Of Your Knees (Yucca,&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;2011)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Vapurların kıçı özerktir. Vapurların kıçındaki insanlar da özerktir. Vapurun kıçı, vapurun geri kalanını düşünmez. Vapurun kıçındaki insanlar da vapurun kıçındaki diğer insanları düşünmez. Birbirleriyle sohbet etmez onlar. Zaten motor sesinden birbirlerini duyamazlar. Vapurun kıçında sakin ve yalnız sigaralarını içer, denize bakarlar. Geri geri gidenlerdir onlar - geri dönenlerle karıştırılmasın. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Vapurun kıçından bakılınca küçülür Kadıköy. Bir uzay aracından bakılınca küçülür Dünya. Uzay aracı olmayanlar, vapura binip bakar. Küçülenlere. İleride.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/23292877821</link><guid>http://manyetikbant.me/post/23292877821</guid><pubDate>Fri, 18 May 2012 18:32:00 +0300</pubDate><category>milk maid</category><category>back of your knees</category><category>yucca</category><category>lo-fi</category><category>indie</category></item><item><title>Father John Misty - This Is Sally Hatchet (Fear Fun, 2012)
Sebze...</title><description>&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://assets.tumblr.com/swf/audio_player_black.swf?audio_file=http://www.tumblr.com/audio_file/23181057306/tumblr_m44uk8BbYy1qax128&amp;color=FFFFFF" height="27" width="207" quality="best" wmode="opaque"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Father John Misty - This Is Sally Hatchet (Fear Fun, 2012)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Sebze yememekte direnen bir çocuğun annesi kadar umutsuz Sally Hatchet. Parmaklarını pizza malzemesi yapmış bir adamın sigarasını zarifçe yakacak kadar yol yordam biliyor. Genzi bir şişe ucuz oje koklamış gibi yanık. Biraz gıdıklanıyor hatta. Teninde uykusuzluğun verdiği yorgun sıcaklık var. Duş aldığı yerleri dikkatle seçiyor. Çantasını kıyafetine uydurmayı seviyor. Saçındaki iki-üç beyaz tele bakıp heyecanlanıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Sevgili John Misty, o loş odalarda neler oluyor?&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/23181057306</link><guid>http://manyetikbant.me/post/23181057306</guid><pubDate>Wed, 16 May 2012 23:36:00 +0300</pubDate><category>father john misty</category><category>josh tillman</category><category>this is sally hatchet</category><category>fear fun</category></item><item><title>Shearwater Reloaded [feat. Mayıs]
Dört yıl önce, Paris’in önemli...</title><description>&lt;iframe width="400" height="299" src="http://www.youtube.com/embed/XcinX0tRPzo?wmode=transparent&amp;autohide=1&amp;egm=0&amp;hd=1&amp;iv_load_policy=3&amp;modestbranding=1&amp;rel=0&amp;showinfo=0&amp;showsearch=0" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;h2&gt;Shearwater Reloaded [feat. Mayıs]&lt;/h2&gt;
&lt;p&gt;Dört yıl önce, Paris’in önemli konser mekanlarından Bataclan’da A Silver Mt. Zion öncesinde izledim Shearwater’ı. İlk duyuşta aşk desek yeridir. Birden çalkalanan durgun, sakin sular gibi şarkılar insanın ruhunu başka coğrafyalara taşıyordu. Kaygılar, tasalar uzaklaşıyor, zihin berraklaşıyor, Jonathan Meiburg’un teatral sesi kristalleşerek bu yeni coğrafyaların üzerini çiy gibi kaplıyordu.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Aradan iki albüm geçti. 2006′da Palo Santo’yla başlayan Island Arc üçlemesi The Golden Archipelago’yla sona erdi. Grup, Şubat ayında çıkan Animal Joy albümüyle rotasını uzak kıyılardan yakına, çok yakına, içimizdeki hayvana çevirdi. Kariyerinde yeni bir dönemece giren Shearwater, İstanbul’daki ilk konserini 19 Nisan gecesi Babylon’da verdi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Shearwater’dan önce sahne alan Kanadalı ozan-şarkıcı Julie Doiron’un dürüst şarkı sözlerinden ve ham gitarından yara almadan kurtulmak olanaksızdı. Kalbimin bir kısmını Doiron’a emanet ettiğim konserin ilerleyen dakikalarında kulaklarımı ve ruhumu da sahnede her zamankinden daha güçlü ve yüksek sesli olan Shearwater’a hediye edecektim.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Animal Joy’un tamamına yakınının çalındığı, Rook, Palo Santo ve The Golden Archipelago’nun da ziyaret edildiği konser, REM’in These Days’iyle sona erdi. Insolence, Breaking The Yearlings, Rook, White Waves gibi doruk noktalarına sahip, akıcı bir performans sunan müzisyenlerin arasındaki kimyanın ne kadar iyi olduğu gözle görülüyor. Birlikte ilk turneleri olmasına rağmen son derece uyumlular ve en önemlisi çok eğleniyorlar. Davulcu Thor Harris ve kontrbasçı Kim Burke turneye çıkmak istemeyince Meiburg, aynı zamanda albümün prodüktörü olan Danny Reisch, Mitch Billeaud, Lucas Oswald ve Christiaan Mader ile yola devam ediyor. Harris ve Burke’ün hala Shearwater ve Animal Joy’un bir parçası olduğunun altını çizerken, daha “rock” bir yapıya sahip olan bu yeni kadroyla çalmanın harika olduğunu belirtiyor. 19 Nisan gecesi Babylon’da olan hiç kimsenin buna itirazı olduğunu sanmıyorum.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/23157571101</link><guid>http://manyetikbant.me/post/23157571101</guid><pubDate>Wed, 16 May 2012 11:58:20 +0300</pubDate><category>shearwater</category><category>jonathan meiburg</category><category>feat.</category><category>featmag</category><category>röportaj</category><category>babylon</category><category>istanbul</category><category>animal joy</category></item><item><title>James Vincent McMorrow - Breaking Hearts / Early in the Morning,...</title><description>&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://assets.tumblr.com/swf/audio_player_black.swf?audio_file=http://www.tumblr.com/audio_file/22892948763/tumblr_m3wj2wl1aD1qax128&amp;color=FFFFFF" height="27" width="207" quality="best" wmode="opaque"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;James Vincent McMorrow - Breaking Hearts / Early in the Morning, 2010&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yoğurda çok güvenirim. O beyazlığı ve serinliğiyle, midemi neyle doldurmuş olursam olayım sorun etmememi, iki kaşıkta içimi temizleyivereceğini fısıldar gibidir. Ayinsel bir his verir yemek borumdan mideme inerken. Yoğurt yiyebildiğim sürece iblisler içime yuva yapamaz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Müzik, yoğurda benzer. Ne pislik içinden akarsan ak, kulağını besleyebildiğin sürece ruhunu serin tutar. Müziğin iblisleri başkadır. Onları içine sen buyur edersin. Kira da almazsın. Alsan alsan haz alırsın ki yaşamanın ta kendisidir. Haz, insanlığın panzehiridir.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/22892948763</link><guid>http://manyetikbant.me/post/22892948763</guid><pubDate>Sat, 12 May 2012 11:47:00 +0300</pubDate><category>James Vincent McMorrow</category><category>breaking hearts</category><category>Early in the Morning</category></item><item><title>Julie Doiron + Shearwater // 19.04.12 / Babylon</title><description>&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img height="526" src="http://farm8.staticflickr.com/7102/7176377962_a358b1f907_o.jpg" width="750"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Geçen ayın büyük olayıydı benim için &lt;strong&gt;Shearwater&lt;/strong&gt; konseri. 2008&amp;#8217;de &lt;strong&gt;A Silver Mt. Zion&lt;/strong&gt;&amp;#8216;ın alt grubu olarak izlediğimden beri attıkları her adımı takip ediyordum. Son albümleri &lt;strong&gt;Animal Joy&lt;/strong&gt;&amp;#8216;la daha da gümbürtülü attıkları adımlar onları İstanbul&amp;#8217;a, Feat.&amp;#8217;e verdiği röportaj da &lt;strong&gt;Jonathan Meiburg&lt;/strong&gt;&amp;#8216;ü konser öncesi karşıma getirdi. Çoğunlukla Animal Joy&amp;#8217;dan ve müziğin coğrafyasından bahsettiğimiz röportaj feat. Mayıs sayısında. Yanında ufak bir konser yazısı da var. Buradaysa yola fotoğraflarla devam edeceğiz.&lt;/p&gt;
&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img height="499" src="http://farm9.staticflickr.com/8149/7176378160_940b583b07_o.jpg" width="750"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img height="499" src="http://farm6.staticflickr.com/5340/7176377584_517e701b6a_o.jpg" width="750"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Kanadalı müzisyen &lt;strong&gt;Julie Doiron&lt;/strong&gt; geceyi açtığında Babylon&amp;#8217;da 10-15 kişi vardı. Konsere geç gelip Doiron&amp;#8217;un yalın şarkıları ve yaralayıcı gitarını kaçıranlar ne kadar üzülse yeridir. &lt;/p&gt;
&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img height="499" src="http://farm9.staticflickr.com/8166/7176378408_6ddfb43c6b_o.jpg" width="750"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img height="751" src="http://farm9.staticflickr.com/8154/7176378622_15f7c720b1_o.jpg" width="500"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Shearwater, Meiburg&amp;#8217;ün kaptanlığında gemiyi çoğunlukla The Golden Archipelago ve Animal Joy&amp;#8217;un sularına sürdü. Rooks, White Waves gibi daha eski ve seveni bol parçalar da unutulmadı. Grubun konser kadrosu tamamen yenilenmiş. İkinci kaptanlığı başarıyla kotaran davulcu Danny Reisch aynı zamanda Animal Joy&amp;#8217;un prodüktörü. &lt;/p&gt;
&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img height="499" src="http://farm9.staticflickr.com/8003/7176378720_fec428dc88_o.jpg" width="750"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img height="499" src="http://farm6.staticflickr.com/5113/7176377292_7f3cee5bc6_o.jpg" width="750"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Meiburg&amp;#8217;ün Babylon&amp;#8217;u ve içimdeki bütün boşlukları dolduran güçlü sesine grubun sahnede her zamankinden daha &amp;#8220;rock&amp;#8221; olan performansı eklenince, kulak çınlamasının önüne geçilemiyor tabii. Röportajda kanının yüzeye en yakın olduğunu hissettiği anları, hayvanlarla en kolay özdeşleşebileceği anlar olarak niteleyen Meiburg ve Shearwater sayesinde hayvanlar aleminde geçirilen bir gece olarak yazılıyor kişisel tarihime 19 Nisan 2012. Doruk noktasıysa sessiz başlayıp avaz avaz bir sorguya dönüşen &lt;strong&gt;Insolence&lt;/strong&gt;.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/22839084230</link><guid>http://manyetikbant.me/post/22839084230</guid><pubDate>Fri, 11 May 2012 16:18:00 +0300</pubDate><category>shearwater</category><category>konser</category><category>fotoğraf</category><category>julie doiron</category><category>jonathan meiburg</category><category>babylon</category><category>istanbul</category></item><item><title>feat. Mayıs Çıktı!</title><description>&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img src="http://i128.photobucket.com/albums/p180/manyetikbant/kapak_h-copy1.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="cnt"&gt;Tabletin hakkını veren müzik dergimiz feat.&amp;#8217;in Mayıs sayısı çıktı. İçerik şöyle:&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Shearwater Reloaded&lt;/strong&gt; // Babylon konserleri öncesi Shearwater&amp;#8217;la Animal Joy&amp;#8217;u ve müziğin coğrafyasını konuştuk / Artemis Günebakanlı&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Bir tatlı huzur almaya geldik Singapur&amp;#8217;dan&lt;/strong&gt; // Singapurlu plak şirketi Kitchen.Label / Burutay Yalçın&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;En Parlak Pırlanta&lt;/strong&gt; // Shara Worden&amp;#8217;la son derece içten bir röportaj / 13melek&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Bu dünyadan çıkan, bu dünyaya ait olmayanların müziği: Earth&lt;/strong&gt; // Başlangıçtan son albümleri Angels of Darkness, Demons of Light&amp;#8217;a Earth dosyası / Duygu Ateş&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Korsan Radyo&lt;/strong&gt; // Dünyada ve Türkiye&amp;#8217;de korsan radyoların tarihine bakış / Orçun Yol&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Babylon Turns Istanbul On!&lt;/strong&gt; // Babylon&amp;#8217;da işler nasıl yürüyor? Birinci ağızlardan anlatım / Hayalsu Altınordu&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Yeni Sürüm: The Shins&lt;/strong&gt; // Port of Morrow ışığında The Shins&amp;#8217;in değişim süreci. Radyolu! / Ezgi Cantekin&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Yetenekli Bay Albarn&lt;/strong&gt; // Rocket Juice &amp;amp; The Moon ve Dr Dee / Artemis Günebakanlı&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;İntihar&lt;/strong&gt; // Bir kavram olarak &amp;#8220;intihar&amp;#8221; ve müzik dünyasında yansımaları / Bora Öğünç&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;- &lt;strong&gt;Mavi Yakalı Patron&lt;/strong&gt; // SXSW konuşması ve yeni albümü Wrecking Ball ile Bruce Springsteen / Akif Burak Atlar&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ayrıca Ajanda, İkinci El, Albüm İncelemeleri ve Neler Oluyor? bölümleri de yerli yerinde. Güzel içerik, güzel iş.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://itunes.apple.com/us/app/feat/id507983647?l=tr&amp;amp;ls=1&amp;amp;mt=8" target="_blank"&gt;App Store&lt;/a&gt; / &lt;a href="https://play.google.com/store/apps/details?id=com.foiegrasmedia.feat" target="_blank"&gt;Google Play&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/22042860253</link><guid>http://manyetikbant.me/post/22042860253</guid><pubDate>Sun, 29 Apr 2012 14:53:00 +0300</pubDate><category>feat.</category><category>featmag</category><category>tablet dergisi</category><category>tablet yayıncılığı</category><category>foiegras media</category></item><item><title>Aile İşi: JEFF the Brotherhood</title><description>&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img src="http://i128.photobucket.com/albums/p180/manyetikbant/jeff_the_brotherhood04_website_image_vngl_standard.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nashville&amp;#8217;in güzel ortamlarından çıkan &lt;strong&gt;JEFF the Brotherhood&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Jake&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Jamin Orrall&lt;/strong&gt; kardeşlerden oluşan, kendi deyimleriyle bir &amp;#8220;psychedelic grunge&amp;#8221; grubu. Müzisyen-prodüktör &lt;strong&gt;Robert Ellis Orrall&lt;/strong&gt;&amp;#8216;ın oğulları, çocukluklarından beri birlikte bir şeyler çalıp eğleniyormuş. 2001&amp;#8217;de bu iştiraklerinin adını koyup, ertesi yıl ilk albümleri &lt;strong&gt;I Like You&lt;/strong&gt; ile taçlandırmışlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Son iki albümleri &lt;strong&gt;Heavy Days&lt;/strong&gt; (2009) ve &lt;strong&gt;We Are The Champions&lt;/strong&gt;&amp;#8216;la (2011) dikkat çeken ikili, albümlerini aile şirketi &lt;strong&gt;Infinity Cat Recordings&lt;/strong&gt;&amp;#8216;den çıkarıyor. Grunge, punk ve psychedelic rock esinlenmeleriyle şekillendirdikleri müzikleri, içinde bol enerji barındırıyor. Davul atakları ve yırtıcı gitar melodileri arasında bir pinpon maçı gibi geçen albümleri, yer yer Weezer&amp;#8217;ın ilk dönemlerini andırıyor. Şarkılarında &amp;#8220;sevdiğim kız bana yüz vermiyor,&amp;#8221; &amp;#8220;nerede yanlış yapıyorum anne?&amp;#8221; gibi ilk anda ergenlikle ilgili olduğunu düşünsek de hayatımızdaki sorunların büyük bölümünü oluşturan mevzulardan bahsediyorlar. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;JEFF the Brotherhood ayrıca tam bir konser grubu. &amp;#8220;Konser mekanı Çin&amp;#8217;de de olsa gidip veriniz&amp;#8221; düsturuyla hareket eden grup, seyirciyle buluşmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Belki yeni bir albümle biraz daha adlarını duyurup buralara da gelirler. O zamana kadar YouTube&amp;#8217;dan bulduklarımızla idare. Unutmadan, grubun çok başarılı bir &lt;strong&gt;Something In The Way&lt;/strong&gt; cover&amp;#8217;ı bulunuyor, dinlemeden geçmeyin.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/bnQKjHl9YjY" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/22040795115</link><guid>http://manyetikbant.me/post/22040795115</guid><pubDate>Sun, 29 Apr 2012 13:29:00 +0300</pubDate><category>jeff the brotherhood</category><category>grunge</category><category>nashville</category><category>we are the champions</category><category>infinity cat recordings</category><category>rock</category></item><item><title>The Twilight Sad - Kill It In The Morning / No One Can Ever...</title><description>&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://assets.tumblr.com/swf/audio_player_black.swf?audio_file=http://www.tumblr.com/audio_file/21857038627/tumblr_m33m7tlib71qax128&amp;color=FFFFFF" height="27" width="207" quality="best" wmode="opaque"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;The Twilight Sad - Kill It In The Morning / No One Can Ever Know, 2012&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tom Robbins, Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatlar’da şöyle yazıyor: “Kaderin, kapı tokmağındaki yumruk gibi yakınımızda olduğunu hissedebileceğimiz zamanlar vardır. Tabii ki ona karşı koyabiliriz. Ama dönmeyecek olan bir tokmak, sıkışan ve asla kımıldamayan bir kapı, tanrılar için bir baş belasıdır. Tanrılar kapı pervazlarını tekmeleyebilirler. Daha da kötüsü, bizi sıkışmış menteşelerimize budala gibi asılı bırakarak, hayatta kapının gereksiz riske ve böylece sihre doğru çarpılıp açılması için başka bir şanstan mahrum bırakarak bezginlikle yürüyüp gidebilirler.” İşte bu yüzden, arada bir sağa sola usulca salınmayı bırakıp menteşelere bütün gücünle asılman gerekir. Yara ve bere yıldız tozu kadar sihirlidir.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/21857038627</link><guid>http://manyetikbant.me/post/21857038627</guid><pubDate>Thu, 26 Apr 2012 21:04:00 +0300</pubDate><category>The Twilight Sad</category><category>no one can ever know</category><category>kill it in the morning</category><category>indie rock</category></item><item><title>James Vincent McMorrow</title><description>&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img src="http://i128.photobucket.com/albums/p180/manyetikbant/james_vincent_mcmorrow01_website_image_jvon_wuxga.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İsimler önemlidir. İnsana hayatı boyunca her gün söylenen bir şey, önünde sonunda, onu az ya da çok kendisine benzetir. Sadece ismini beğendiğim için oynadığım atlar olduğu gibi, isminin akıcılığına vurulup dinlediğim müzisyenler de var. &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.jamesvmcmorrow.com/blog/index.php" target="_blank"&gt;James Vincent McMorrow&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; adlı bir İrlandalının kareli gömlek giymesi, sakal bırakması ve içime dokunan bir folk yapmasından daha doğal ne olabilirdi ki?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;1983, Dublin doğumlu McMorrow müziğe sarılmış, kendi müziğini bulana kadar yılmadan aramış bir adam. Post-hardcore gruplarında davulculuk yaptıktan sonra müziğe solo devam etme kararı almış ve dört yıl boyunca kendini müzik ve şarkı yazımı konusunda eğitmiş. Demolarıyla EMI&amp;#8217;ın dikkatini çekip bir albüm kaydetmek üzere Londra&amp;#8217;ya gitmiş fakat içindeki şarkıları bir türlü dışarı çıkaramamış. Albüm anlaşması suya düşüp hayal kırıklığı ruhu sarınca İrlanda&amp;#8217;da her şeyden uzaklaşabileceği bir sahil evine yerleşmiş. Tahmin edebileceğiniz gibi Londra&amp;#8217;daki stüdyoda utangaç davranan şarkılar, burada bir bir dökülmüş McMorrow&amp;#8217;un gitarından kuma. Sonuç, ilk olarak 2010 yılında İrlanda&amp;#8217;da yayımlanan &lt;strong&gt;Early In The Morning&lt;/strong&gt;. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;James Vincent McMorrow&amp;#8217;un yumuşak ve albümün çoğunda fısıltıya yakın olan sesinden geceleyin için için yanan odun çıtırtıları gibi narin, toz toprak kaldırarak koşuşan tavuklar gibi neşeli, şafak sökerken başlayan sağanak gibi hüzünlü hikayeler dinliyoruz 45 dakikalık albüm boyunca. Sekerek ilerleyen akustik gitarlar piyano ve vurmalıların eşliğiyle tepeler ve düzlükleri aşıp denize ulaşıyor. McMorrow nazik bir adam, ellerine bıraktığım ruhuma iyi davranıyor. Güzel sesiyle usul usul şarkı söyleyen insanlar hiç kötülük yapamazmış gibi hissederim hep. O yüzden &lt;strong&gt;Breaking Hearts&lt;/strong&gt;&amp;#8216;ta &amp;#8220;Uzun zamandır eğlence olsun diye kalp kırıyorum&amp;#8221; dediğinde şaşırıyorum. Albümden çıkıp zihnime iyice yerleşen ilk şarkı da bu oluyor: &amp;#8220;Oranın kızları çok güzeldir, bana iyi davranırlar. Oranın kızları çok güzeldir, gözümde boş kabuklardan farksızlar.&amp;#8221; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Şu günlerde Avrupa turnesine devam eden James Vincent McMorrow, yeni EP&amp;#8217;si &lt;strong&gt;We Don&amp;#8217;t Eat&lt;/strong&gt;&amp;#8216;i Şubat ayında çıkardı. Gerek sesi, gerek şarkılarını yazarken inzivaya çekilmesiyle &lt;strong&gt;Justin Vernon&lt;/strong&gt;&amp;#8216;la kıyaslanan McMorrow, hala yolun başında olduğunu söyleyebileceğimiz, gözden kaçırılmaması gereken bir müzisyen.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Aşağıda Early In The Morning&amp;#8217;den &lt;strong&gt;Sparrow &amp;amp; The Wolf&lt;/strong&gt;&amp;#8216;un, geçtiğimiz yıla ait turne görüntülerinden oluşan videosunu izleyebilirsiniz. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/lJIxQobFtrg" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/21724914062</link><guid>http://manyetikbant.me/post/21724914062</guid><pubDate>Tue, 24 Apr 2012 21:31:00 +0300</pubDate><category>james vincent mcmorrow</category><category>folk</category><category>singer songwriter</category><category>dublin</category><category>ireland</category><category>early in the morning</category><category>we don't eat ep</category><category>sparrow &amp;amp; the wolf</category></item><item><title>Üzüntü ve İskoç Soğuğu: The Twilight Sad [feat. Nisan]</title><description>&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img src="http://i128.photobucket.com/albums/p180/manyetikbant/Twilight_Sad_by_Nic_Shonfeld_3.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Çoğumuzun hayalinde yeşil, yağmurlu ve soğuk bir yer olan İskoçya (Kilsyth) çıkışlı &lt;strong&gt;The Twilight Sad&lt;/strong&gt;, nice grubun hevesle kurulup tarihe gömüldüğü lise koridorlarında hayatına başladı. Solist &lt;strong&gt;James Graham&lt;/strong&gt;, gitarist &lt;strong&gt;Andy MacFarlane&lt;/strong&gt; ile tanıştı. Davulcu &lt;strong&gt;Mark Devine&lt;/strong&gt;’in katılımıyla ilk kadro tamamlandı. Bas gitarist &lt;strong&gt;Craig Orzel&lt;/strong&gt; ise 2003’te, MacFarlane’le bir otobüs durağında tanışarak gruba dahil oldu.&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;İlk dönemlerinde uzun, deneysel jam’lerle eğleşen grup kısa sürede Brighton merkezli Fat Cat Records’un dikkatini çekti ve 2006’da kendi ismini taşıyan ilk EP’sini yayımladı. Cızırtılı, melankolik bir karanlık içinde yuvarlanıp gidiyordu şarkıları. Graham’ın ağır İskoç aksanı, feryat figan gitar riffleri ve sokakta sürüklenen teneke gürültüsüne benzeyen davullar arasından kararlı ve agresif, yürüyordu. Müziklerinde öfke vardı; aileye, insanlara, hayata karşı ve elbette hayal kırıklığı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Ertesi yıl çıkan stüdyo albümü &lt;strong&gt;Fourteen Autumns &amp;amp; Fifteen Winters&lt;/strong&gt;’la grubun ayaklarının nereye bastığı daha net görüldü. Shoegaze ve post-rock’ın %100 işleyen formülü gitar döngüleri ve ses duvarlarından kendilerine bir yuva kurmuş, içinde bazen kırılgan, bazen saldırgan dönüp duruyorlardı. Mogwai’yle Avrupa’yı turladıkları 2008 kışında (ki o da geçirdiğimiz kış kadar lanet ve soğuktu) kendilerini izleme fırsatı buldum. Çaldıkları 5-6 şarkı boyunca James Graham’ın siperliğini burnuna kadar indirdiği şapkasından yüzünü dahi görememek bir yana, mikrofonu fırlatıp tek kelime etmeden sahneden ayrılmalarından sonra tokat yemiş gibiydik. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Çoğunluğunu albümdeki şarkıların alternatif versiyonlarının oluşturduğu ikinci EP &lt;strong&gt;Here, It Never Snowed. Afterwards It Did&lt;/strong&gt; ve konser kayıtlarının ağırlıkta olduğu, Sonic Youth göndermeli &lt;strong&gt;Killed My Parents And Hit The Road&lt;/strong&gt;’la The Twilight Sad’in ilk perdesi sona erdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;İkinci perde, ikinci albüm &lt;strong&gt;Forget The Night Ahead&lt;/strong&gt;’le açıldı (2009). Daha gürültülü, daha öfkeli ve ses duvarları daha yüksek. Aileyle didişme yerini biraz daha kendi etlerini gagalamaya bırakmış. Fourteen Autumns &amp;amp; Fifteen Winters’ın arada bir yorgunlukla toprağa yayılan kederi, yoğunlaşıp kara bir kuşa dönmüş de kem gözleriyle dünyayı süzüyormuş gibi. Bir röportajında “Üçüncü albüme kadar hepimiz eroin ve kokain bağımlısı olursak dünya biraz daha aydınlık gelebilir” diyordu Graham. “Aksi halde bizden neşe beklemeyin.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Şubat başında çıkan &lt;strong&gt;No One Can Ever Know&lt;/strong&gt;’dan anlaşıldığı kadarıyla henüz bağımlılık yok. The Twilight Sad’in evreni hala gri, soğuk ve tekinsiz. İlişkiler kırık, insanlar arasındaki mesafenin kapanması mümkün görünmüyor. James Graham’ın daha sakin tınlayan sesine gitar örgülerinden çok synth katmanları ve bilgisayar efektleri eşlik ediyor. İnsanı içine çekip transa sokan yapıların malzemesi değişmiş fakat hissiyat yerinde duruyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Bas gitarist Craig Orzel’in gruptan ayrılmasından sonra yola üç kişi devam eden The Twilight Sad, tutturdukları post-rock damarından devam etmek yerine krautrock ve endüstriyel esinlenmeleri müziklerine taşımakla çok doğru bir karar vermiş. Ses duvarları her ne kadar konserlerde çarpmaktan hoşlandığımız bir şey olsa da, birbirini izleyen albümlerde sıradanlaşma riskini taşıyor. No One Can Ever Know’daki ses dokuları hem dinleyicinin hem müziğin daha çok nefes almasını sağlıyor. Böylece albüm sadece belirli ruh hallerinde başvurulacak bir çalışma olmaktan çıkıyor. Önceki The Twiligt Sad işlerinden farklı olarak, dinleyenin bilinç akışını belirli bir yöne zorlamıyor, ona yoruma açık, istediği gibi gezinebileceği bir zemin sunuyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Üçüncü The Twilight Sad albümünü merakla bekliyordum, dördüncüsünü tırnaklarımı yiyerek bekliyor olacağım.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/zuehlm0aNfs" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/21576689305</link><guid>http://manyetikbant.me/post/21576689305</guid><pubDate>Sun, 22 Apr 2012 19:09:00 +0300</pubDate><category>the twilight sad</category><category>fat cat records</category><category>fourteen autumns &amp;amp; fifteen winters</category><category>no one can ever know</category><category>forget the night ahead</category></item><item><title>Moonface - Yesterday’s Fire / with Siinai: Heartbreaking...</title><description>&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://assets.tumblr.com/swf/audio_player_black.swf?audio_file=http://www.tumblr.com/audio_file/21494902308/tumblr_m2u0yo7SyK1qax128&amp;color=FFFFFF" height="27" width="207" quality="best" wmode="opaque"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Moonface - Yesterday’s Fire / with Siinai: Heartbreaking Bravery, 2012&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Aslında bütün yıldızların söndüğü ve dünün yıldız ışığıyla idare ettiğimiz, güneşli bir günde kimseye söylenmemeli. Cesurca olduğu kesin, ama kalp kırıcı. &lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/21494902308</link><guid>http://manyetikbant.me/post/21494902308</guid><pubDate>Sat, 21 Apr 2012 16:47:00 +0300</pubDate><category>moonface</category><category>with siinai: heartbreaking bravery</category><category>spencer krug</category><category>yesterday's fire</category></item><item><title>Bu gece 21:30’dan itibaren Kadıköy Stereogun’da...</title><description>&lt;img src="http://24.media.tumblr.com/tumblr_m2gnaujv3B1qax128o1_500.jpg"/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Bu gece 21:30’dan itibaren Kadıköy Stereogun’da Bilge Can Gürer’le birlikte bağrımızı dövüyoruz. Çok da üzüntülü değiliz, korkmayın.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/21074368140</link><guid>http://manyetikbant.me/post/21074368140</guid><pubDate>Sat, 14 Apr 2012 11:23:17 +0300</pubDate><category>stereogun</category><category>sad disco</category><category>artemis günebakanlı</category><category>bilge can gürer</category></item><item><title>Cloud Nothings - No Sentiment (Attack On Memory, 2012)
Hayatıma...</title><description>&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://assets.tumblr.com/swf/audio_player_black.swf?audio_file=http://www.tumblr.com/audio_file/21015571671/tumblr_m2erd59xwI1qax128&amp;color=FFFFFF" height="27" width="207" quality="best" wmode="opaque"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Cloud Nothings - No Sentiment (Attack On Memory, 2012)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Hayatıma çocuk çişiyle vaftiz edilmiş havuzlara kozalaklama atlayan gençler gibi dalan Cloud Nothings ne kadar “Nostalji yok, duygu yok” diye bağırınsa da artık gayet nostaljik olmuş bazı isimleri hatırlatıyor müzikleri. Neo-grunge yine de tüm acıların kaynağı olan hafızaya saldırısıyla yakalıyor. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Elektrogitar, enstrümanların balinasıdır. Ve Güneş’e yeterince uzun bakarsan karanlığa ulaşırsın.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/21015571671</link><guid>http://manyetikbant.me/post/21015571671</guid><pubDate>Fri, 13 Apr 2012 10:55:00 +0300</pubDate><category>cloud nothings</category><category>no sentiment</category><category>attack on memory</category><category>neo-grunge</category></item><item><title>Nirvana Simülasyonu: Nervana // 05.04.12 / Babylon</title><description>&lt;p class="cnt"&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_m27br8GvNl1qzhe7n.jpg"/&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Dün gece hayatımda ilk defa tribute grubu izledim. Geçen aylarda &lt;strong&gt;Pearl Jam&lt;/strong&gt; tribute grubu &lt;strong&gt;Back Alive&lt;/strong&gt;&amp;#8216;ı izlemeye niyetlenip bilet bulamamıştım. Bu defa biletleri son güne bırakmadım. Beklediğimin aksine tıklım tıkış değildi Babylon. Bunun faydasını konserin ilerleyen safhalarında, pogo esnasında görecektik.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;13melek&amp;#8217;in tribute gruplarıyla ilgili &lt;a href="http://13melek.blogspot.com/2012/04/tribute-bands-ya-da-sayg-gruplar.html" target="_blank"&gt;şu yazısına&lt;/a&gt; katılıyorum, bana da tuhaf geliyor hayatını bir başkasına benzemeye çalışarak geçirmek. Diğer yandan asla izleyemeyeceğim ve çok sevdiğim bir grubun şarkılarının, orijinaline mümkün olduğunca yakın hallerini dinlemek de göz ardı edemeyeceğim bir mutluluk veriyor. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Jonny O&amp;#8217;Connor&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Dave Eve&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Steve Kilroy&lt;/strong&gt;&amp;#8216;dan oluşan Nervana sahneye çıktığında, O&amp;#8217;Connor&amp;#8217;ın sarıya boyanmış saçları ve 90&amp;#8217;lar üniforması dilimde paslı bir tat bıraktı. Bir müsamere izlemeye hazırlıklıydım, canımı fazla sıkmamaya çalışıp bir sürü Nirvana cover&amp;#8217;ı dinleyecek ve içimdeki çığlıkları kovacaktım, plan buydu. İlk parça In Utero&amp;#8217;daki favorilerimden &lt;strong&gt;Radio Friendly Unit Shifter&lt;/strong&gt; olunca, kendimi müziğe kaptırmam kolay oldu.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Konser boyunca durup durup şunu söyledim: &amp;#8220;Çok tuhaf. Çok tuhaf.&amp;#8221; Karşımda 18 yıl önce ölen birinin kostümüne bürünmüş birini görmek tuhaf, gözlerini kapayıp 20 yıl öncesinde olduğunu hayal eden insanlara bakmak tuhaf, o şarkıları Nirvana&amp;#8217;dan dinliyor olsam nasıl hissedeceğimi tahmin etmeye çalışmak tuhaf. Tuhaf ama içimde karşılık bulan bir simülasyon. Örneğin &lt;strong&gt;Frances Farmer Will Have Her Revenge On Seattle&lt;/strong&gt;&amp;#8216;ı bir dolu insanla bağırarak söyleyeceğimi hiç düşünmemiştim. &lt;strong&gt;Territorial Pissings&lt;/strong&gt;&amp;#8216;de pogoya yandan yandan gireyim derken el alemi telef edeceğimi de, dizlerimi döve döve &lt;strong&gt;Negative Creep&lt;/strong&gt; diye bağıracağımı da. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Geçmişin hayaleti de olsa, kandırmaca da olsa, belki sağlıksız da olsa gecenin sonunda damarlarımdaki serotonin, kısılan sesim ve yastığa başımı koyduğumda içimdeki kıpırtı için müteşekkirim Nervana&amp;#8217;ya. Onlara ve dün gece Babylon&amp;#8217;a en deli gecelerinden birini yaşatan güzel kalabalığa.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;* Fotoğraf: Kali Pro&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/puuwJwrFvKY?rel=0" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/20603639240</link><guid>http://manyetikbant.me/post/20603639240</guid><pubDate>Fri, 06 Apr 2012 22:15:00 +0300</pubDate><category>nirvana tribute band</category><category>nervana</category><category>konser</category><category>babylon</category></item><item><title>Arkadaşım Kurt [feat. Nisan]</title><description>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Yazar Alper Çeker, Müzisyen Ceylan Ertem, Şair Küçük İskender, Radyo Programcısı Hakan Tamar ve Zihni Müzik’ten Zihni Şahin bize arkadaşları Kurt’ü ve Nirvana hikayelerini anlattılar.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/ebUBcSpcPfo?rel=0" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Kurt Cobain, 5 Nisan 1994’te Seattle’daki evinde hayatına son verdiğinde ardında Nirvana’yla kaydettiği üç stüdyo albümü, bir unplugged albüm, b-side’lardan oluşan bir toplama albüm, sayısız bootleg ve onun sesini kendi sesi kabul etmiş milyonlarca insan vardı. Aklındaysa intihar notundan anladığımız kadarıyla bir Neil Young şarkısı. Bir kere gidildi mi, geri dönülemeyeceğini biliyordu. Ama rock ‘n’ roll hep yaşayacaktı.&lt;br/&gt;Teşvikiye’de bir kaset tezgahında, bir şairin evinin duvarında, Moskova’da bir caddede yaşayacaktı. Seattle’ın 9700 kilometre doğusunda, birbirinden habersiz insanlar aynı şarkıları dinleyip kendilerine bir yol çizecek, onları radyoda çalacak, sahnede söyleyecek, dergilere yazacaktı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Kurt Cobain’e çok unvan verildi, çok sıfat yakıştırıldı: Kayıp kuşağın sesi, X kuşağının sözcüsü, dahi, peygamber, ilah, keş, kurban… Gerçekten bunlardan biri miydi, yoksa bunların hepsi miydi? Küçük İskender’in Lucifer’ın Bisikleti’nde yazdığı gibi, “bazı coğrafyalarda Kurt yükseklere, nirvanaya yükselir, boğuk ama gür bir ışık saçar… sesi içlidir, kırık ve kırgındır.” Kurt Cobain bizim kırık ve kırgın arkadaşımızdı. Birlikte anılarımızın olduğu, oturup şarkı söylediğimiz, derdimizi anlayan, derdini anladığımız bir dost.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Alper Çeker, Ceylan Ertem, Küçük İskender, Hakan Tamar ve Zihni Şahin bize arkadaşları Kurt’ü ve Nirvana hikayelerini anlattılar. Ölümünün 18. yılında Kurt Cobain’i bir “yıldız” olarak değil, gitar çalıp şarkı söyleyen genç bir adam olarak hatırlıyoruz.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/20519088272</link><guid>http://manyetikbant.me/post/20519088272</guid><pubDate>Thu, 05 Apr 2012 12:19:00 +0300</pubDate><category>kurt cobain</category><category>nirvana</category><category>küçük iskender</category><category>ceylan ertem</category><category>hakan tamar</category><category>alper çeker</category><category>zihni şahin</category><category>zihni müzik</category><category>röportaj</category><category>feat.</category><category>featmag</category></item><item><title>Cemiyette Pişiyorum Tatilden Döndü</title><description>&lt;p class="cnt"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;img src="http://media.tumblr.com/tumblr_m1sxldz5N41qzhe7n.jpg"/&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;12 yıldır hayatına devam eden punk grubu Cemiyette Pişiyorum, 2 ay önce çalışmalarına belirsiz bir süre için ara verdiğini açıklayarak herkesi şaşırtmıştı. Belirsizlik dün sonlandı ve grup yeniden bir araya geldiğini açıkladı. Grubun basçısı Ali&amp;#8217;yle Cemiyet&amp;#8217;in halet-i ruhiyesi üzerine söyleştik.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Neden ara verdiniz? Neden yeniden başladınız? İleride tamamen dağılacak mısınız?&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Hava değişimine çıktık. Bu aranın daha uzun olacağını düşünüyordum, neyse ki beklediğimden kısa sürede yeniden bir araya geldik. Uzun süre sadece müzikle ilgilendikten sonra grup elemanlarının hayat gailesiyle iş bulmak zorunda kalması sıkıntı yarattı. Sonuçta kısa sürede birbirimizi sevdiğimizi anladık ve asla ayrı kalamayacağımızı fark ettik. Bu saatten sonra bizi ancak ölüm ayırır. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İş ve müziği bir arada götürmenin yolunu bulduğunuz anlamını çıkarıyorum.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Aslına bakarsan bulamadık ama sonuçta müzik yapmadan her gün rutin bir şekilde evden işe, işten eve gitmenin daha beter olduğunu görmüş olduk. Eğer mutlu olmayacaksak çalışmanın ne anlamı var? &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yeniden bir arada olduğunuza göre, albüm düşünüyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ara vermeden önce yeni şarkıların kayıtlarına başlamıştık. İlk etapta onları tamamlamak istiyoruz. Tabii bunu ne zaman ve ne şekilde yayınlayacağımızı henüz netleştirmedik. Onun dışında en kısa zamanda konserlere başlamayı umuyoruz.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Konserlerde yeni şarkılara neden yer vermiyorsunuz?&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Çünkü çok uzun süredir yeni şarkı yapmamıştık. Bundan sonra her konserde bir-iki yeni şarkı çalmaya çalışacağız. Bu aslında bizim de sıkıntımız, sürekli aynı şarkıları çalmaktan biraz bunaldık.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Seyircisiyle müsemma bir grupsunuz. Yıllar içinde kitlenizin farklılaştığını düşünüyor musun? Sizinle birlikte onlar da büyüyor.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Öncelikle şunu sormak isterim ki &amp;#8220;Müsemma&amp;#8221; nedir? Sonralıkla seyircimiz gerçekten bizimle büyüyor. Bazılarının bizimle hiç ilgisi kalmıyor, bazıları dinlemeye devam ediyor. Bu arada alttan yeni jenerasyon geliyor ve bu yeni nesille eskiler arasında farklar da var elbette. Aslında kitlemiz oldukça geniş ve içinde eski mail adresimiz &amp;#8220;cemiyettepishiyorum&amp;#8221; olduğu için bizi azarlayan öğretmen de var, &amp;#8220;nbr jnm&amp;#8221; diye yazan ergen de var. O yüzden ne desem boş. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Halihazırda internet üzerinde yayınladığınız albümleriniz var. Bir plak şirketinden albüm çıkarmanın sizin için anlamı nedir?&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Son yıllarda yasal albüm çıkarmanın çok anlamı kaldığını düşünmüyorum. Sadece manevi olarak albümünü elinde tutmanın getirdiği bir haz var. Bir de bazı organizatörler tarafından biraz daha ciddiye alınmamızı sağlayabilir ama o durum bile yavaş yavaş albümsüz gruplar tarafından kırılmaya başlandı. Bundan önce prodüktörlerin isteği doğrultusunda daha fabrikasyon işler çıkarken şimdi daha kendine has insanların da şansı olabiliyor. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Cemiyette Pişiyorum dışında ayrı ayrı projeleriniz var mı?&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bateristimiz Can&amp;#8217;ın &lt;strong&gt;Mr. Mantis&lt;/strong&gt; isminde bir math-rock grubu var. Ben ara verdiğimiz dönemde iş bakımından biraz daha rahat olduğum için farklı projelere yönelebildim. Bunlardan biri punk türünde farklı şarkılarda farklı müzisyenlerin katılımıyla oluşturacağım bir proje. Henüz yeterince olgunlaşmadığı için bahsetmeyeceğim bir iki proje daha var.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Eklemek istediğin bir şey var mı? &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yok.&lt;/p&gt;</description><link>http://manyetikbant.me/post/20283782797</link><guid>http://manyetikbant.me/post/20283782797</guid><pubDate>Sun, 01 Apr 2012 16:20:00 +0300</pubDate><category>ali özdemir</category><category>can oral</category><category>cemiyette pişiyorum</category><category>punk</category><category>tolga can saygılı</category><category>röportaj</category></item></channel></rss>

