Manyetik Bant

Scroll to Info & Navigation

“60’lardan sonrası çöp”

Echo & The Bunnymen’in Türkiye’deki dördüncü konseri Avea Escape to Music kapsamında, 30 Nisan’da Ghetto’da gerçekleşti. Konserden önce gitarist Will Sergeant’la beş dakikalık bir röportaj için grubun menajerinden izin kopardık ve olaylar gelişti. Sergeant sorulara kısa ve net cevaplar verirken konunun dijital albümlere gelmesiyle çözüldü ve anlattıkça anlattı. Sekiz dakikanın sonunda menajerleri gelip götürmeseydi daha da anlatırdı.

Klasik başlangıç sorusu: Konserler nasıl gidiyor?
Şimdiye kadar oldukça iyiydi. İlginç yerlere gitmeyi seviyoruz, burası da ilginç bir yer. Biraz yorgunuz çünkü dün hiç uyumadık.

Bunca yıllık sahne deneyiminden sonra hala konserlerden önce heyecanlanmak mümkün mü?
Evet çünkü heyecan izleyiciden geliyor. Onlardan size akıyor gibi, onlar ne kadar kendini kaptırırsa sen de o kadar kaptırıyorsun. Bu sürekli bir şey. Hala gergin olabiliyoruz ama birkaç konserden sonra her şey akmaya başlıyor. İki gün önce Atina’daydık ve yaklaşık beş aydır çalmamıştık. Bu çok uzun bir süre ama konser iyiydi.

Küçük salonları mı tercih ediyorsunuz, büyük mekanları mı?
Küçük mekanları seviyorum, insanların yüzlerini, havaya girdiklerini görmek istiyorum.

Konserlerden önce yapmayı adet edindiğiniz şeyler var mı? Örneğin konsantre olmak için yalnız kalmaya ya da ritüel gibi başka bir şeye ihtiyaç duyar mısınız?
Hayır, batıl inancım yoktur, o saçmalıklara inanmıyorum. Bunların hepsi kendini beğenmişlik.

Dijital olarak yayınlanan albümlerle ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum.
Ben gelenekçi biriyim, plak seviyorum. Bir şey satın aldığını hissediyorsun, kapak tasarımı gibi şeylere dijital albümlerde tam olarak sahip olamıyorsun. Bence şöyle olmalı; plağı satın almalısın ve içinden ayrıca download fişi gibi bir şey çıkmalı.

Peki müzik endüstrisinin geleceğinde ne var?
Artık çok geç, müzik öldü. Müzik artık sadece tuvalet kağıdı gibi kullanıp atılabilen bir mal. Telefonunu açıp “YouTube’daki şu şarkı söyleyen köpek videosuna bak” diyorsun. “Bütün Boney M albümlerimi silip onu indireyim.” Tamamen değersiz. Bir sanat olarak tamamen geçersiz. Canlı performans başka hikaye tabii.

Karamsar bir cevap oldu.
Ama gerçek bu.

Yani müziği teknoloji mi öldürdü?
Bence plak şirketleri olup biteni anlayamayacak kadar kalın kafalıydı. İnsanların güce sahip olduğunda onu kullanacağını anlamadılar. İngiltere’de dediğimiz gibi, gözlerini toptan ayırdılar ve 80’lerin sonunda bu işler yeni yeni başlıyorken konuyu ciddiye almadılar. Biz grup olarak en başından beri internette varolduk, sitemizi hazırlayan ekiple birlikte duruma hakim olmaya çalıştık ama müzik öldü. Şimdi müzik herkes için bedava, değil mi?
İnsanlar artık albüm yapmıyor çünkü o kadar para harcamanın anlamı yok. Albüm anında internete düşüyor ve indiriliyor. Bu yüzden single, EP ve bunun gibi şeyler çıkarmaya yöneliyorlar. İnsanların sadece single parçasını indireceği bir albüme 100.000 pound harcamaktansa. Bu üzücü çünkü ileride içinde harika parçalar olan albümler kalmayacak. Her şey konser reklamlarından ibaret olacak.

En azından plağın varlığını sürdüreceğini düşünüyorum.
Plağın bir pırıltısı var ama geri dönecek de değil. Plağı cep telefonunda taşıyamazsın. Çoğu insan müzikle ilgilenmiyor. Öyle değil mi? Sadece şimdi değil, bu her zaman böyleydi. Çocukken okuduğum sınıfta müzikle ilgilenen sadece dört kişiydik. Diğer herkes futbol ve başka şeylerle ilgiliydi. Hep azınlığız. Evinde Radio 1’ı açan insanlardan bahsetmiyorum, müziği gerçekten sevenlerden bahsediyorum. Bizim sevdiğimiz gibi, benim sevdiğim gibi, bir takıntı haline getirenlerden bahsediyorum. Bence hepsi bitti. Game over.
Altın Çağ bitti. Müziğin en iyi dönemi 60’lardı. 80’ler çöp, 90’lar çöp, şimdi çöp, hepsi çöp. Her şey 60’ların sonunda, 70’lerin ilk yıllarında yapıldı. Aklına gelebilecek bütün gruplar başka bir gruba işaret ediyor; Oasis – The Beatles, Blur – The Kinks.

Artık yeni bir şey yapmak imkansız mı?
Mümkün ama ben görmüyorum. İlgimi çeken şeyler 60’ları referans alan gruplar. The Black Angels’ı beğeniyorum çünkü 60’ların psychedelic sound’una benzer bir müzik yapıyorlar.

Bu noktada grubun menajeri telefonunun ekranındaki saati göstererek gitmeleri gerektiğini söylüyor. Will Sergeant “Gerisini uyduruver” diyor gülerek ve röportajımız sonlanıyor. Akşam Echo & The Bunnymen tıklım tıklım dolu mekanda her zamanki harika performansını sunuyor,  bu defa Ian McCulloch’tan çok Will Sergeant’ı izliyorum.