Mutrib: Alışılagelmişten Alışılagelmemişe Doğru

Mutrib

Temeli 2011’de Gülşah Erol ve Alp Çoksoyluer tarafından atılan alternatif rock grubu Mutrib, 2012’de Çağrı Erdem ve Zafer Tunç Resuloğlu’nun katılımıyla nihai kadrosunu buldu. İlk konserini geçen ay Peyote’de veren grup, zamanının çoğunu stüdyoda prova ve kayıt yaparak geçiriyor. Gece onların sokağından geçerken, camları açıksa kedi-köpek sesleriyle karışık şarkılarını duyabiliyorum.

Yine bir prova öncesi stüdyoda buluşup Mutrib’in neler yaptığını, albüm planlarını ve hayatını müzikten kazanmanın nasıl bir şey olduğunu konuştuk.

Grup nasıl bir araya geldi? Nasıl tanıştınız?

Gülşah: Çağrı’yla bir özgür doğaçlama konserinde tanıştık. Mutrib’i Alp’le ikimiz yönetmeye çalışıyorduk. O zamanki ekiple istediğimiz formu yakalayamamış ve vazgeçmek zorunda kalmıştık. Çağrı ABD’deydi o dönem. Buraya döndükten sonra Giray Gürkal’la m.ö.r. grubunu oluşturdu. Gruba önce Alp sonra ben dahil olduk. Çalışmalarda çok iyi anlaştığımızı fark ettik ve Çağrı’yı Mutrib’e davet ettik.

Çağrı: Çocuklar Be The Band yarışmasından bahsettiler. Aslında yarışma bahane oldu, öncesindeki süreç şahaneydi. Bir aylık bir stüdyo çalışması programladık. O sırada bir davulcu sıkıntımız vardı. Daha iyi veya daha kötü değil, daha başka birine ihtiyacımız vardı. Benim aklıma ilk gelen isim Zafer oldu. Zafer’le 2005’ten beri tanışıyoruz, çok defa birlikte çaldık. Zafer de gruba katıldı ve stüdyoya kapanarak yoğun bir çalışmanın içine girdik.

Mutrib’i oluştururken kafanızda planladığınız bir ajanda var mıydı?

Alp: Zaten halihazırda bir sürü yerde çalıyoruz. Emprovize, yarı planlı ya da plansız konserler veriyoruz. Onlar proje olarak gelişiyor, bir süre devam edip yerini başka projelere bırakıyor ama bu öyle olmasın istedik. Bizimle birlikte büyüyüp ilerlesin istedik.

Gülşah: Mutrib benim hayatımda çok büyük bir eksikti. Bir sürü müzik tarzı vardı hayatımda ama dinlediğim müzisyenlere yakın bir şey çıkmıyordu. Tutkuyla baktığım müzik gruplarına yakın bir şey yakalayabilmeyi hayal ediyordum. Bir rock grubunu hissedebilmek istiyordum. Mutrib’e tutkuyla sarıldım, hala sarılıyorum ve bence biz anlaştığımız sürece bu ölene kadar gider.

Alp: Bundan önce 8-9 yıl birlikte çaldığım bir grubum vardı, birbirimize çocukluk bağıyla bağlıydık. O duyguyu anlatmam imkansız. Müzik yapmak “İşimizi yapalım, paramızı alıp gidelim” değil. Gerekirse elinde ne varsa harcarsın ama dört tane birey birbirine öyle sarılıyordur ki onun keyfini başka hiçbir şeyde bulamazsın. Hepimizin en çok özlem duyduğu şey birlik olma ve müzik yaratma duygusu. Ne kadar kurgularsan kurgula, yapılan iş senin istediğin gibi değil Mutrib’in istediği gibi olacak çünkü burada dört farklı insanın dört farklı algısı var.

Gülşah: Yarışma aslında bir araç oldu. Geçirdiğimiz bir aylık hazırlık süreci bizi çok iyi kaynaştırdı, birbirimizi çok iyi anlamamızı sağladı. Bir süre sonra yarışmayı unutup konserleri düşünmeye başladık.

Şarkıların hepsini Gülşah mı yazıyor?

Gülşah: Ben yazıyorum ama müzik hep beraber yapılıyor. Bu stüdyonun içinde fikirler hep birlikte çıkıyor artık.

Kayıtlarınızı kendiniz yapmak sizi teknik ya da maddi açıdan zorluyor mu?

Alp: Aslında hayır çünkü bu benim işim. Uzun zamandır kayıt yapıp albüm mikslemek işiyle uğraşıyorum. Ekipte öyle bir noktaya geldik ki, herkes bir yerlerden bir şeyleri tamamlıyor ve şu anda hiçbir eksiğimiz yok.

Çağrı: Müzikal olarak herkesin birbirini tamamlaması dışında sosyal ve duygusal olarak da birbirimizi tamamlıyoruz.

Albümünüzü basmayı düşünüyor musunuz yoksa internetten mi yayınlayacaksınız? Albüm sahibi olmak, yaşadığımız dönemde sizin için ne anlama geliyor?

Gülşah: Albümü basmak istiyoruz. Bu bize maddi hiçbir şey kazandırmayacak ama duygusal anlamda değerli. Herkesin eline ulaşsın istiyoruz. Bizi maddi anlamda zorlayacak bazı fikirlerimiz var, onları da gerçekleştirmeyi deneyeceğiz.

Alp: Albümü yaparken çok maliyetimiz olmadığı için, her şeyi kendimiz yaptığımız için derdimiz albümden kar etmek değil de onu olabildiğince çok insana ulaştırmak. Zaten internette olacak albüm ama insanların rafında da olsun istiyoruz. En azından benimkinde olsun.

Görünüşe göre Mutrib’den maddi bir beklentiniz yok ama geçiminizi de müzikten sağlıyorsunuz. 

Gülşah: Hepimiz okullu müzisyenleriz. Ben öğretmenlik yapıyorum, senfoni orkestrasında çalışıyorum. Çağrı öğretmenlik yapıyor. Alp müzik ve film sektöründe bir sürü projede çalışıyor. Zafer de aynı şekilde müzisyenlikle geçiniyor. Mutrib’in hedefi şu anda para kazanmak değil, dinleyiciye ulaşmak.

Alp: Müzik sektörü artık dört insanın karnını doyurup gelecek kurabileceği bir sektör değil. Türkiye’de en popüler isimlerin bile bu konuda sıkıntısı var. Ama bu biz her şeyi bedava yapıyoruz anlamına da gelmiyor, sadece para asıl amaç değil. Keşke dışarıda yaptığım işlerden arta kalan zamanımı değil, bütün hayatımı Mutrib’e verebilsem. O zaman üreteceğim şey bundan daha farklı bir noktada olur.

Gülşah: Albümün parayla alınmadığı noktada insanların konserlere yöneleceğini düşünüyorum. O zaman müzisyenler konserden para kazanacaklar. Ama burada mekan sahibinin zihniyeti de önemli. Mekanlar çoğunlukla iyi müzik değil, o gece kar ettirecek grup arıyor. Yine de underground gruplar kendi dinleyici kitlelerini oluşturmaya ve iyi yerlere gelmeye başladı.

Çağrı: Şu andaki değişimin pozitif bir alamet olduğunu düşünüyorum. Kapitalizm müziğin geç farkına vardı. Müzik ilk çıktığı anda satılabilir bir şey değildi. Müzik grupları sonradan pazarlanmaya başladı ama müzik gruplarını pazarlarken, ilk pazarlanan şey yine konserlerdi. ABD’de bir albüm basıldığı zaman başka ülkelerde bunun alıcısı zaten olmuyordu, buraya ulaşmıyordu. Ticaretin genişlemesi, internet gibi gelişmelerle müziğin dolaşımının arttığı dönemde artık çok fazla albüm var ama insanların albüm alacak paraları yok. İnsanlar “En sevdiğim 10 albümü alayım” demiyor, “Gidip bunların hepsini indireyim” diyor. Bu bence iyi bir şey. ABD’den döndüğümde burada bir sürü yeni mekan açıldığını fark ettim. Bir sürü yeni grup çıkmıştı ortaya. Ben kendi adıma korsanı sonuna kadar destekliyorum ve kendi yaptığım işlerde de albümü basıp dağıtma gibi yollara gidiyorum. Albüme verecekleri para umurumda değil ama konsere gelsinler. Bu dolaşımın yeniden oluşmaya başladığını düşünüyorum. İnsanlar artık müzik indirmekten sıkıldı, canlı müzik dinlemek istiyorlar.

Daha önce hepiniz başka gruplarla konserler verdiniz. Sahnede Mutrib olarak çalmak diğerlerinden farklı mı hissettiriyor?

Alp: İlk konserde çok acayip bir heyecan yaşadık. O kadar büyük bir hazırlık süreci yaşadık ki, her şeyi didik didik çalıştık. İstediğimiz şeyi yakalamamıza biraz daha zaman var ama şu anki durumumuz içimize çok siniyor. İlk konser nasıl bitti anlamadık. Konserin sonuna doğru yeni yeni kendimize geliyorduk.

Çağrı: Gülşah’ın Mutrib’e dair sevdiğim bir tabiri var, “Alışılagelmişten alışılagelmemişe doğru”. Çalım tekniği anlamında çok karmaşık ve zor olmamasına rağmen çok fazla parametrenin bir arada olduğu bir müzik yapıyoruz. Yoğun bir müzik. Çalarken herkes nerd’leşmek zorunda, en ufak ayrıntıyı düşünmek zorunda.

Alp: Üretim aşamasında her şeyi açıyoruz ve çalmaya başlıyoruz. “Evet, oldu” dediğimiz bir kayıt oluyor ve sonra onu tekrar etmeye çalışıyoruz aslında. Üretim anında her şeyin ucu açık. İş, o çıkan resmi tekrar ederken başlıyor.

Çağrı: Özgür doğaçlama tavrını ve yöntemlerini kullanarak yazılı müzik yapıyoruz.

Zafer: Şarkılar canlı performansta çok başka bir hal alıyor. Mesela Palyaço’da insanlar parçanın nerede başlayıp nerede bittiğini anlamadı, biraz şaşırdılar. O etki çok hoşuma gitti.

photo mutrib2k_zpscefc60f6.jpg

Sahne görsellerinizi nasıl yapıyorsunuz?

Gülşah: Görselleri Alp Tuğan yapıyor. Mutrib’in başından beri müziği algılayan, interaktif bir görsel kullanma fikri vardı. Onun üzerine gidiyoruz.

Alp: Aslında müziğin yansıtılması anlamında da çok fantastik fikirlerimiz var. Teknik olarak neyin nasıl yapılacağıyla ilgili sorunumuz yok fakat teknik araçları edinme durumu maddiyata bakıyor. O da zamanla olacak.

Dinleyiciye ulaşmakta zorlanıyor musunuz?

Gülşah: İnsanlar müziğe açık aslında. Yeni şeyleri dinliyorlar, beğeniyorlar ama alışkanlık olarak hep popüler olana yöneliyorlar. Facebook sayfanın ne kadar beğenildiğine bakıyorlar mesela ölçüt olarak.

Alp: Samimiyeti kaçmış şöyle bir durum var; her proje için belirli bir emek harcanıyor ve her albümün arkasında bir süreç var. Fakat bu süreç ezberlenmiş olanın biraz dışında olursa buna büyük bir risk olarak bakılıyor. Ezberlenmiş olandan 100 tane üreteyim, içinden 1 tanesi bile tutsa diğerlerini karşılar düşüncesi var. Yapımcıların en büyük hatası ve o işlerin hiçbirinin hiçbir yere gelmemesinin sebebi bu. Artık herkes çok büyük prodüksiyon olmadan da iyi işler yapılabileceğini biliyor. Yapımcıların mantığı teknolojinin gazabına uğruyor. Güzel sound önemli tabii ama elindeki boktan kayıt cihazıyla bile dinleyiciye samimiyetini yansıtabiliyorsan, önünde durmaları zor.

Gülşah: Ben dinleyicilerle genelde internet üzerinde iletişim halinde oluyorum. Müziğimizin gerçekliğine, samimiyetine önem verdiklerini görüyorum. “Müziğiniz güzel ama Türkiye’de dinleyici kitlesi bulması zor” diye mesaj atan insanlar da var, nasıl olsa konser kaydı yayınlanır diye kimsenin konserine gitmeyenler de.

Çağrı: Sevgililer Günü’nde bir arkadaşımla özgür doğaçlama performansı yaptık ve özellikle çok sert çaldık. Öyle garip bir kitle vardı ki, hiçbirini tanımıyorduk. Belki bir daha böyle bir müzik dinlemeyeceklerdi ama o an için bir ilişki kurduk birbirimizle. Bu çok insani bir şey, herkesin çeşitliliğe ve savrulmaya, başka mecralarda akmaya ihtiyacı var.

Alp: “Ben underground müzik yapıyorum, dinleyici araştırsın bulsun” düşüncesine katılmıyorum. Bu başka bir sorumluluk. Sen onu kendini paralayıp dinleyiciye ulaştıracaksın. Dinleyici duyduktan sonra tepkisini verecek. Varolan sisteme karşı olup bunun içinde yer almamak yerine, kendini virüse dönüştürüp sistemin içinde onu bozabilirsin.

Konser ayarlamaktan sahne görseline, sosyal medya yönetimine, basınla ilişkilere kadar her şeyle kendiniz ilgileniyorsunuz. Bu zaman zaman sizi yoruyor mu?

Gülşah: Benim en zorlandığım şey konser organizasyonu yapmak. Bazen hüsrana uğradığım oluyor ama daha çok konser verdikçe bütün bunların rahatlayacağını düşünüyorum. Bizim şu anki ihtiyacımız dinleyici. Şu an önemli olan bizim konser verebilmemiz ve iyi çalabilmemiz.

Alp: Artık dünyadaki eğitim sistemi bile çok disiplinli. Sadece bir alanda mükemmel uzman birindense, buna paralel alanlarda da bilgisi olan insanlar aranır oldu. Yapmak istediğin şeyi düşünebiliyor, organize edebiliyor, duyuyor ve ortaya koyuyorsun. Öbür türlü başkalarına bağımlı, benden kopuk, kendimi ifade edemediğim bir iş oluyor. Bence ne kadar çok konuya hakimsen, o kadar güçlüsün.

Gülşah: Hep şunu düşünüyorum, ben bu işe nasıl tutkuyla bağlıysam, etrafımda da buna inanıp bizi destekleyecek insanlar mutlaka olur. Örneğin görselcimize “Şöyle bir şey yap” demiyoruz. Müziğin ona hissettirdiği şeyi yapıyor. O da müziğimizi sevdiği için işini zevkle yapıyor ve bizimle birlikte ilerliyor. Klip çekimi için bir araya geldiğimiz insanlar bize “Sizin şarkınıza şöyle bir senaryo yazdım” diyor. Yani bir ekip gibi hep birlikte aynı noktaya gitmeye başlıyoruz. Kendin çalışarak kazandığın şeylerin verdiği tatmin bambaşka. Bunları başka biri bana sunsaydı aynı olmazdı.

Mutrib 9 Mart Cumartesi akşamı Roxy’deki Get Well Soon konserini açacak. Gruba aşağıdaki hesaplardan ulaşabilirsiniz.

Facebook // Twitter // Soundcloud // YouTube // mutribofficial@gmail.com 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply