Le Guess Who?: Şehirle İç İçe Bir Keşif Festivali

Le Guess Who? 2015

Hollanda’nın Utrecht kentinde bu yıl 9. defa düzenlenen müzik festivali Le Guess Who?, 19-22 Kasım arasında festival ruhunu şehrin farklı noktalarındaki 14 mekana üfledi. Upuzun line-up caz dinleyicisini de, punk meraklısını da, metal sevdalısını da heyecanlandıracak kadar çeşitliydi. Amerikalı saksafoncu Kamasi Washington‘dan Japon avangard müzisyen Keiji Haino‘ya, Kanadalı noise/punk grubu METZ‘den Deerhunter‘a birçok türün takipçisini tatmin eden festivalde 4 gün boyunca yaklaşık 200 isim sahne aldı. Seattle’lı drone metal grubu Sunn O))), festivalin bir kısmının küratörlüğünü üstlenmişti. Le Guess Who? ile aynı hafta sonu gerçekleşen Mega Record & CD Fair (plak ve cd fuarı) ise sadece plak koleksiyoncuları değil, müzikle ilgilenen herkes için bir cennetti. Festivale paralel olarak şehirdeki kafe, butik gibi gündelik mekanlarda düzenlenen Le Mini Who? konser serisi, yerli müzik sahnesinin taze isimlerine odaklanmıştı.

Bir cebimde festival programı, diğerinde kulak tıkaçlarımla mekandan mekana koştum. Günün son performansını beklerken koltuklara devrilip salya akıtarak uyuduğum zamanlar da oldu. Utrecht’in güzelliği başka bir yazının konusu, festivale gitmek isteyenlere tavsiyeleri ise yazının sonunda bulacaksınız. Biz geçelim gün gün festival raporuna.

19 Kasım

TivoliVredenburg

(TivoliVredenburg/Juri Hiensch)

Festivalin merkezi, şehrin göbeğindeki beş salonluk müzik kompleksi TivoliVredenburg. Burada 4 gün boyunca harika bir konser afişi sergisi vardı. Amsterdam’da biraz daha kalayım derken ilk günkü konserlerin bir kısmını yemiş oldum. Festival maratonum Alman krautrock grubu Faust‘la başladı.

Faust, Le Guess Who? 2015

(Faust/Erik Luyten)

Salona girdiğimde dikkatimi çeken ilk şey sahnenin ön kısmında oturmuş örgü ören 3 kadın oldu. Bu kadınlar konser boyunca performansın parçası olarak örgülerine devam ettiler. 70’lerde krautrock’ın çerçevesini çizen isimlerden Faust, konsere Paris anmasıyla başladı. Bataclan‘da yaşananlardan sonra konser salonlarına “Nereden kaçarım, buradan en kolay nasıl çıkarım” diye bakmaya başlamıştım ve festivale giderken biraz gergindim. Faust’un akustik seslerle birbirine sürtünen metal nesnelerin gıcırtıları arasında uzanan coğrafyası kafamdaki bu düşünceleri kovdu. Yerine müzikle ve yaşanan anla kurulan bağlantıyı koydu. İngilizce, Fransızca, Almanca cümleler savruldu sahneden ve salonda bulunan herkesin sanki aynı ritimle nefes alıp verdiği o birleşme hali sardı bizi. Doğru yerdeydim. Melodi çözülüp dağılıyor, sonra yeniden şekilleniyordu. Jean-Hervé Peron’un peşinden koştu aklımız. Kimi delice dans ediyor, kimi gözlerini kapatmış öylece duruyordu. Doğru yerdelerdi.

20 Kasım

Titus Andronicus, Le Guess Who? 2015

Protomartyr, Le Guess Who 2015

METZ, Le Guess Who? 2015

(Titus Andronicus, Protomartyr/Erik Luyten; METZ/Jelmer de Haas)

Grooms, Prefuse 73 ve Viet Cong‘u can yakan çakışmalara feda ettiğim cuma gününü Titus Andronicus ile açtım. New Jersey çıkışlı grubu beğeniyorum, radyoda da severek çalıyorum ama konserde onları baştan sona sıkılmadan izledim desem yalan olur. Patrick Stickles başta olmak üzere sahnedeki herkes kendini paraladı ve seyircinin önemli bölümünü de kendileri kadar yordular. Bir bana sirayet edemedi o enerji, kısmet değilmiş. Belki başka bir festivalde kurarız bağımızı.

Festivalin en çok zaman geçirdiğim salonu Pandora’da Protomartyr‘i izlediğimde oh be dedim, sorun bende değilmiş. Sahnede Yozgat Blues’daki Ercan Kesal gibi duran Joe Casey, etrafında kıyamet koparken hiç oralı değil. Bir eli cebinde, nerede olduğunu umursamaz tavırlarla söylüyor şarkıları. Detroit post-punk’ı albümlerdekinden çok daha güçlü, şiddetli. Salon tıklım tıklım dolu. Şarkı sözleri net ve doğru yerlere vuruyor. Protomartyr’in etkisine çabucak girdim, girmemek imkansız.

Swervedriver‘a biraz bakıp çok merak ettiğim METZ‘e geçtim. Beklediğim gibi sarsıcıydılar. Şarkılar gümbür gümbür patlıyordu. Önceki konserlerde önlerde 5-10 kişi arasında dönen pogo büyüdü ve konser hayli fiziksel bir deneyime dönüştü. METZ’in keskin gürültüsüyle beynimi doldurmaya doyamasam da şehrin başka bir ucundaki De Helling’de Chelsea Wolfe‘u yakalamak için salonu onlardan önce terk ettim.

Chelsea Wolfe, Le Guess Who 2015

(Chelsea Wolfe/Erik Luyten)

Festivalde beni en çok heyecanlandıran isimlerden biriydi Chelsea Wolfe. Akustik albümü Unknown Rooms’u dinlediğimden beri onu sahnede görmenin fırsatını kolluyordum, nihayet kavuştuk. Le Guess Who?’nun merkeze nispeten uzak mekanlarından biri olan De Helling doluydu. Loş ışıklar altında meleksi bir ses ve onu gölgede bırakmayan, aksine etkisini artıran sert, yüksek bir sound. Gitar inlemesi, iç organlarımı titreten bas, sisli şarkılar nerede olduğumu, hangi dili konuştuğumu unutturdu. Kariyerinin başında konserlerde yüzünü saklayacak aksesuarlar kullanan Chelsea Wolfe’un utangaç tavırları bu küçük konser mekanındaki deneyimi daha samimi hale getirdi. Pain Is Beauty ve Abyss ağırlıklı set, müziğe inancı tazeleyecek nitelikteydi. İstanbul’da olsa Chelsea Wolfe’un sesi üzerine başka bir şey duymadan uyumak için eve dönerdim ama söz konusu Le Guess Who? olunca geceye nokta koymak o kadar kolay değil.

A Place To Bury Strangers, Le Guess Who? 2015

A Place To Bury Strangers, Le Guess Who? 2015

(A Place To Bury Strangers/Erik Luyten)

Festivalin New York’lu konuklarından A Place To Bury Strangers, sahneye çıktığı andan itibaren noise ve strobe ışıklarını üzerimize boca etti. Daha 5. dakikada gitarlar havada uçuyor, seyirci kendinden geçiyordu. Grup bizi sesle iyice dövdükten sonra sahneden inerek izleyicilerin arasında eylemlerine devam etti. A Place To Bury Strangers, Kasım içinde Grooms ile birlikte Garajistanbul’da çalacaktı fakat konser sessizce iptal olmuştu. Bu benim için mükemmel bir telafi oldu. Sahnede üç kişinin olabileceği kadar gürültülü ve yıkıcı olan A Place To Bury Strangers’ın performansı, bu yıl izlediklerim içinde en iyilerdendi.

21 Kasım

Magma, Le Guess Who? 2015

Keiji Haino, Le Guess Who? 2015

(Magma, Keiji Haino/Tim Van Veen)

60’ların sonunda Paris’te kurulan Magma‘nın tür sınırlarını esneten müziği caz, opera, progresif rock eksenlerinde hareket ediyor. Kendi ürettikleri Kobaïan dilindeki şarkıları dinlerken hisler kavimler göçü gibi topyekun ayağa kalkıyor. Koro vokallerin epik hikayeler anlattığı konserde seyirciyle grup arasındaki sevgiyi çok net hissettim. Bu duygu, özel bir şeye tanıklık ettiğimi düşündürdü.

Magma’nın sahneye sığmayan büyük sound’undan Keiji Haino‘nun minimalizmine geçtiğimde kendi nefesim bile kulağıma gürültülü geldi. Japon deneysel müzik sanatçısı Haino, muhtelif çalgı ve nesnelerden çıkardığı ses dalgalarına elleriyle şekil veriyor adeta. Sesle heykel yapıyor desek yanlış olmaz. Bir an zillerin çınlamasından başka şey duyamayıp sonraki an derin sessizlik içinde kalmak en net ifadeyle ayıltıcıydı. Uzun beyaz saçları, siyah giysileri ve güneş gözlükleriyle Keiji Haino’nun karizmasına hayran kalmış halde ayrıldım salondan.

Sunn O))), Le Guess Who? 2015

(Sunn O)))/Erik Luyten)

Festivalin bir bölümünün Sunn O)))‘a emanet olduğunu söylemiştim. Kendileri de cumartesi günü sahne aldılar. Grubun yüksek desibelli performansı ünlü, gün boyu TivoliVredenburg’un salonlarında karşımıza Sunn O))) konserinden önce dağıtılacak kulak tıkaçlarından mutlaka edinmemiz gerektiğini bildiren uyarılar çıktı. Ruhsal ve fiziksel bir deneyime hazır halde, iyice diplere ittirdiğim kulak tıkaçlarımla heyecanlıydım. Grup üstlerinde siyah cübbelerle sahnede belirmeden önce salonu dolduran sis, yanımdaki insanı bile göremeyeceğim dereceye ulaşmıştı. Gitarlardan çıkan pes notalar uzadı, uzadı, drone’lar halinde salonda dönmeye başladı. Bu dönüş sırasında hepimizi blender’dan geçirip parçalara ayırmayı ihmal etmedi. Sunn O)))’ın müziğinde ritim ya da melodi gibi tutunacak bir dal yok. Delice bir ses rüzgarı içinde, organlarınızın titrediğini hissederek savruluyorsunuz. Akira Kurosawa’nın Dreams filmindeki kıyamet sonrası hikayelere uygun bir müzik. Sesle derinden ilişkisi olan herkesin fırsatını bulursa deneyimlemesi gereken bir şey Sunn O)))’ı izlemek.

Bo Ningen, Le Guess Who? 2015

Lightning Bolt, Le Guess Who? 2015

(Bo Ningen/Juri Hiensch, Lightning Bolt/Erik Luyten)

Noise Japonların genlerinde var herhalde diye düşündüren gruplardan Bo Ningen, taşikardi geçirten bir performansla Sunn O))) sonrası ayaklarımı yere bastırdı. Taigen Kawabe‘nin bilmediğim bir dilde haykırışı, yükselen gitar örgüleri, yapının dağılıp noise içine dalması ve sil baştan. Bu formül konser boyunca şiddetini iyice artırdı ve nihayet son hız bir gürültü şovu izlerken buldum kendimi. Le Guess Who?’da izlediğim birçok grup için “sarsıcı” sıfatını kullandığımı fark ediyorum. Bo Ningen de sarsıcıydı ama gün bitmeden daha çok sarsılacaktım. Aynı dakikalarda Kamasi Washington büyük salonu tıka basa doldurmuş, festivalin en coşkulu performanslarından birini sunuyordu.

Lightning Bolt, son yıllarda izlemek için can attığım gruplardandı. Brian Chippendale‘in bozulup anlaşılmaz hale getirilmiş vokalleri ve manyakça davul çalışını, Brian Gibson‘ın hızar gibi basını duyacak olmak, İstanbul-Utrecht yolculuğumun başlıca sebeplerinden biriydi. Ağız kısmına mikrofon yerleştirilmiş o paramparça maske kafaya geçtiği anda başladı delilik. Çoğunlukla seyircinin ortasında çalmayı tercih eden ikili, sahnenin seyirciye yakın ucuna yerleşmişti. Ayak uydurmanın imkansız olduğu davul vuruşlarıyla ortalık karıştı. Pogo, crowdsurfing, bağırış çağırışla salon ayağa kalktı. Saat 02.40’ı gösteriyordu ve gözlerimi açık tutmak için çabalıyordum. Bilincim yarı uyku halinde, durduğum yerde çakılı kaldım. Gürültünün içimden geçip gitmesine izin verdim. Konser bittiğinde kimseyle konuşmadan, sabaha karşı bile bisiklet trafiğinin bitmediği buz gibi Utrecht sokaklarından geçip eve vardım ve bol kulak çınlamalı bir uykuya daldım.

22 Kasım

Gaye Su Akyol, Le Guess Who? 2015

Mustafa Özkent ve Belçika Orkestrası, Le Guess Who? 2015

(Gaye Su Akyol, Mustafa Özkent ve Belçika Orkestrası/Tim Van Veen)

Le Guess Who?’daki son günüm, Türkiyeli isimlerin performanslarıyla başladı. 2014’te Selda Bağcan‘ın headliner olduğu festival, buranın müziğine aşina. Yeni albüm hazırlıklarını sürdüren Gaye Su Akyol, ışıltılı kostümüyle sahnede yerini aldığında kalabalıkta merak duygusu hakimdi. Cayır cayır psychedelic rock’ın Türk sanat müziğiyle buluştuğu yerde Gaye’nin hülyalı sesi seyirciyi yavaş yavaş kendine bağladı. Develerle Yaşıyorum‘dan şarkıların yanına Çayeli’nden Öteye ve Yaz Gazeteci Yaz cover’ları eklendi. Mekanda bulunanların ceplerinde yeni bir keşif vardı artık.

Aynı salonda Okay Temiz & La Fanfare Du Belgistan‘ın ardından sahne alan Mustafa Özkent ve Belçika Orkestrası, Özkent’in 1973 tarihli Gençlik İle Elele albümünü baştan sona çaldı. Anadolu ezgilerinin psychedelic rock ve funk’a bulanmış halleri hepimize önü alınmaz bir neşe verdi. Bolca dansla akşam oldu.

Ariel Pink, Le Guess Who? 2015

Os Mutantes, Le Guess Who? 2015

(Ariel Pink/Jelmer de Haas; Os Mutantes/Tim Van Veen)

Ariel Pink‘i canlı izlemek, LSD alıp deli bir sahafın dükkanını dağıtmaya benziyor. Geçtiğimiz yarım asırın üretiminden ilham alan şarkıları, bulunmuş mu yoksa canlı performans için özellikle üretilmiş mi olduğunu kestiremediğim tuhaf görüntüler eşliğinde akıp gitti. Festival yorgunluğu hafiften üzerime çökmeye başladı. Ariel Pink’in konforlu, nostaljik kozasında mutlu bir kelebek gibi asılı kaldım.

Uyuşukluğum Brezilya’nın 1960 ve 1970’lerine damga vuran, David Byrne‘den Kurt Cobain‘e birçok önemli figürün hayatına değen tropikal psychedelic rock grubu Os Mutantes‘le dağıldı. Kadro değişiklikleriyle de olsa ayakta duran grup, seyirciden karşılık aldıkça vites büyüttü. Utrecht’e kar yağacakmış, kimin umurunda? Le Guess Who?’da iklim tropikaldi. Os Mutantes’in performansı başlı başına bir festival.

Deerhunter, Le Guess Who? 2015

(Deerhunter/Jelmer de Haas)

Müzikle dolu dört günü Bradford Cox‘un evreninde bitirdim. Bilincin kenarında dolaşan projesi Atlas Sound‘la yolculuk ansızın başladı (soundcheck yaptığını düşündüğümüz Cox, “Bu arada konser başladı” diye anons etti kendini) ve performansını peşinen Ariel Pink’e adadı. Duygu yoğunluğu fazla olan Atlas Sound şarkıları, sahnenin kalabalıklaşmasıyla Deerhunter diskografisine bağlandı. Yıl sonu albüm listelerinde sıkça göreceğimiz Fading Frontier, setlist’e ağırlığını koymuştu.

Festival boyunca duyduğum krautrock, ambient, psychedelic rock ve noise parçaları Deerhunter’ın müziğinde bir araya gelip Le Guess Who?’ya yaraşır bir noktalama işareti olarak geceyi bitirdi. Kafamda birbirine karışmayan onca ses, bavulumda grup tişörtleri ve Le Guess Who? 2016 planlarıyla İstanbul’a dönmenin vaktiydi artık.

Le Guess Who? yolcularına tavsiyeler

Le Guess Who? 2015 Ronda

Bir müzik festivalinden beklentiniz ana akım yıldız isimleri izlemekse Le Guess Who?‘yu pas geçebilirsiniz çünkü bunu vaat etmiyor. Dünya müziklerine, deneysel seslere açıksanız, orta ve küçük ölçekli sahnelerde göğüs göğüse konser izlemekten, sanatçıya yakın olmaktan hoşlanıyorsanız, hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir grubun konserine gitme fikri size yabancı gelmiyorsa ve bütün bunları yaparken yaşayan bir şehrin içinde olmak istiyorsanız biletlerinizi şimdiden alabilirsiniz (2016’nın headliner’ı Wilco, festival biletleri satışa çıktı bile). Gelelim festival sırasında hayatınızı kolaylaştıracak bazı ipuçlarına.

  • Mekanların çoğu birbirine yürüme mesafesinde ama seçtiğiniz konserlere göre şehrin bir ucundan diğerine gitme ihtimaliniz de var. Utrecht için en tavsiye edilen ulaşım aracı bisiklet olsa da bunun yağmuru, karı var; sarhoş olup yüzlerce bisiklet içinden kendininkini bulamaması var… Siz en iyisi Hollanda’nın harika toplu taşıma planlama uygulaması 9292‘yi indirin, kafanız rahat olsun. (App Store/Google Play)
  • İzleyeceğiniz grupların niteliğine göre yanınıza kulak tıkacı almanız gerekebilir. Ekstrem yüksekliklerde sese maruz kalacağınız zaman mekanlarda bedava tıkaç da dağıtılıyor.
  • Yanınızda büyük banknotlar varsa konser salonlarının gişelerinde bozdurabilirsiniz. Merch-yeme-içme standları genelde para bozmuyor.
  • Tişört, poster, albüm vs. alışverişinizi konser sonrasına ya da festivalin son gününe bırakmayın. Sahne alan çok grup olduğu için standlar çabucak değişiyor, bir gördüğünüzü 5 dakika sonra bulamayabilirsiniz.
  • Küçük salonlar çabuk doluyor. Geç kalırsanız içeriden birileri çıkana kadar kapıda beklemek zorunda kalabilirsiniz. Çok önem verdiğiniz gruplar için mekana biraz erken girmekte fayda var.
  • Utrecht kasım ayında hayli soğuk olsa da konser salonları sıcak, vestiyerler ücretsiz.
  • Festival boyunca Le Guess Who?’nun sosyal medya hesaplarını takipte kalın. Sanatçılarla röportajlar, yarışmalar vs. oluyor.
  • Festivalin ana mekanı TivoliVredenburg‘un en üst katına çıkıp nefis Utrecht manzarasına dalmayı ihmal etmeyin. Yine Tivoli’nin katlar arasındaki pit alanında bazen festivalde sahne alan gruplardan müzisyenlerin de çaldığı güzel DJ setlere denk gelebilirsiniz. Sabaha karşı başlayacak performansları beklerken buradaki minderlerde uyumak iyi oluyor.

Müzik peşinden koşmaya devam.

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply